İnsan insana ve kendine karşı

İnsan kendiyle didiştiği kadar başka hiçbir şeyle bu kadar didişmiyor. Savaşı kendiyle. Nefretin, öfkenin sevgisizliğin boyutu sınırsız. Kendini tüketmek için yaşıyor adeta.

Farklı özellikleriyle insan insandır.

Karşı cins olması insanlıktan çıkarmaz başka bir yaratık konumuna da sokmaz. Hemcins olanların da birbirlerinden farklı özellikleri bulunuyor. Renk, boy, yapı, karakter, zekâ, algı, güç ve yetenek bakımından. Bunun erkek ya da kadın olması fark etmez. Farklılıklar insan olmaktan çıkarmaz. İnsanın zenginliği ve çeşitliliği. Her insan birbirinin benzeri olsa bu dünya çekilmez olur. Ne yazık ki insanın insana karşı oluşu üzerine yoğun bir çaba var.

Aile kurumu çökertiliyor.

Bireysellik adına insan bütünlüğü yok ediliyor. Doğan insan kendini bulduğu andan itibaren sadece kendini yaşamaya bakıyor. Sanki hiç geçmişi yokmuş gibi. Bir insanın yetişmesinden en büyük çaba, zorluklar ve çileler anneye ait. Öyle oluyor ki bir kadın bile bu konumunu unutuyor. Özellikle Batı ruhunun abanmasıyla feminizm tam bir çıkmaz veya bir paranoya. Kendilerini farklı bir konumda görme çabasında. Kendini koruyayım derken kendini yok sayıyor.

Erkek, Allah’ın kendisine verdiği gücü; insana ve kendine karşı kullanıyorsa bu, onun kendinden uzaklaştığını gösterir.

Kendinden uzaklaşanlar sapkınlıklara saparlar. Günümüzün en temel sorunlarından biri de budur. Kendini unutuyor zevk ve hazzını başka alanlarda arıyor. Bunlar da kendisini zaman içinde bunalımlara itiyor.

İnsan birbirini tamamlar. Bu hem karşı hem de hemcinsler arasında var olan bir durum.

İnsan sevgisini tüketmeye görsün. Bu hastalık veya aymazlık, açmazlar kendisiyle sınırlı kalmıyor. Günümüz modern dünyasında bunalımlar ve cinayetler birbirinin özdeşi. Tırmandıkça tırmanıyor.

İnsanın insana tahammülü yok. Birbirini anlama çabasında değil.

Yazı hayatımda yaşadığım önemli durumlar var. 1988 yılında “Sarıldığım Soğuk Bir Ceset” başlıklı yazdığım bir öyküm var. Bunu kitabıma isim olarak kullandım. Kitabımın adı da Sarıldığım Soğuk Bir Ceset. Bir avukatımızın anlattığı kısa bir olaydan yola çıkmıştım. Beyoğlu civarında genç ve güzel bir Rum bayanla ilgili. Beyaz Rus bir genç hileli bir yol ile kadına sahip oluyor. Genç kadının iki de erkek çocuğu oluyor. Fakat kadına öylesine bir zulümde bulunuyor ki, kapıya çıkmasına bile izin vermiyor. Müslüman komşular balkondan ona yiyecek veriyorlar. Bir süre sonra bir yolunu buluyor Yunanistan’a kaçıyor. Boşanma davasıyla ilgili süreç ve anlatılanlar bundan ibaret. Olayı kurguladım ve bayanın ben merkezinden yola çıkarak öyküyü yazdım. Yazarken onun gayrimüslim olmasına ya da kadın oluşuna bakmadım. Bayan kendini anlatıyor.

Yazmaya başlarken, yazı hayatımın ilk dönemleri, epeyce tedirgin de oldum. Oysa sorun çok basit. Ona kadın veya erkek olarak bakmak yerine “insan” olarak baktım ve anlattım. Daha sonra bu türden epeyce öykü ve romanlar da yazdım.İnsan insana insan olarak bakınca sorun kalmıyor. Acıları, sevinçleri, hüzünleri, mutlulukları veya mutsuzlukları hep aynı. Kadınlar zulüm gördüğü kadar erkekler de görüyor. Ve üstelik yakın zamanda erkekler çok daha zor durumda.

Şeytanî ruh öylesine bulaşık ve habis ki bulaşmaya görsün. Olmadık işler açar insanın başına. Birinin birine bir öfkesi, nefreti ve düşmanlığı var ise kadın üzerinden bir eylemde bulununca dünyaları kararıyor.

Doyumsuzluk hem erkek hem de kadın için geçerli. Sınır tanımıyor. Tahammülsüzlüğün sınırsızlığı da buradan itibaren başlıyor. Birbirilerini anlamaya ve tahammül etmeye çalışılsa sorunlar kendiliğinden çözülüyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.