Kütahya’da duran zaman

Kütahya’daki bir başka can dostlarım, uzun zamandır göremediğim eski eserlerdi.

Onları geçmişin hatıraları ile tekrar temaşa ettim.

Ulu Cami’den ayrılmak ne mümkündü.

Kütahya’nın tek padişah camii olan bu mabedi, Yıldırım Bayezid; Germiyan Bey’inin kızı Devlet Hatun ile evlendiğinde, Kütahya Valisi iken 1380’lerde, yaptırmıştı.

Germiyanoğlu Beyliği’nin evlerinin bir inci dizisi gibi sıralandığı sokak, mazi rüyasının görüldüğü yerdi.

Bu muhteşem konaklar, iki ya da üç katlı mimarileri, ahşap payandalı çıkmaları, pencereleri, aşı boyalı renkleri ve geniş saçakları ile mazinin muhteşem güzelleri idi.

İlk katları mutfak, kiler, depo için taşlık olarak düzenlenmiş, oturma, yatma, misafir, yemek odaları üst katlara yapılmıştı.

Giriş kapıları atların ve arabalarının geçmesi için geniş tutulmuştu.

Pencere sayısı azdır ve mahremiyetin sağlanması için büyük tutulmamıştır. Kütahya evlerinin özelliği cumbalar, sokaklar dar olsa bile, saçaklar birbirine yaklaşırcasına çıkmalar yapılmıştır.

Hattatların ketebeleri, cihannümalar, geren sıvalı evler, Mevlevihane, kütüphaneler, mescitler, türbeler, meşrutalar, imaretler…

Hıdırlık Tepesi’nde kaya üzerindeki o küçük mescidin, o tek revaklık mabedin, bir yakarış kulesi gibi şehrin üzerine yağdırdığı dualar.

Kitabesinden, mescidin Sultan Keyhüsrev zamanında Selçuklu ümerasından muhtemelen uç beylerinden İmadüddin Hezar Dinar tarafından 1243’te yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Hezar Dinari’nin Kütahya’da pek çok eserde imzası bulunmakta.

Balıklı ve Saadeddin camilerini de yaptırdığı bilinmektedir.

Dönenler Camii, semahanenin cami olarak ibadete açılmış hali.

Ergun Çelebi ve yakınlarının yattığı türbe ki bu türbenin daha önce Hezar Dinari Mescidi olduğu bilinmektedir.

Macar Evi, Müze, Pirler Mahallesi, Paşam Sultan Türbesi derken asıl sultan eser adeta Yoncalı’da yolumuzu beklemekte idi.

Selçuklu sultanlarından 1. Alaaddin Keykubat devrini yaşatan 1233 tarihli cami ve hamam, ne kadar seyredilsin ki usanılsın.

Issız dağların adeta komut beklediği bu cami sanki bir kal’a, sanki bir şifahane, sanki de imaret idi.

Tarihe, sanata, medeniyete dair ne varsa daima açık duran bir sofra idi.

Selçuklu prensesi Gülümser Hatun, felç geçirir, derdine derman bulamayan hekimler, başşehir Konya’da oturan prensese Peygamber Efendimizin hadisini tavsiye ederler, “Seyahat ediniz ki, sıhhat bulasınız…”

Prensesin yolu Kütahya Yoncalı tarafına düşer. Sultan buranın suyu ile banyo yapar. Hastalığının şifaya kavuştuğunu görür.

Buraya bir hastane, kütüphane ve cami inşa eder. Böylece Yoncalı Kaplıcaları’nın temeli atılmış olur. Hastane kısmının bir zamanlar büyük havuzu olan hamamı hâlâ ayaktadır. Fakat o muhteşem eser, şu anda kapı baca açık, dış tacizlere karşı oldukça savunmasız haldedir.

Enne Barajı’nı geçip de karşımıza çıkan Civil köyünün camisini ziyaret ettiğimizde, bir başka güzellikle karşılaştık. Cennet bahçesindeki Ecem Sultanların üç kabri ve şelalelerin, şadırvanların, selsebillerin süslediği meyve ağaçları ve gül fidanları arasındaki Kutlu Doğum Bahçesi, köylünün anlatımı ile çalışkan imamın eseri idi. Tanışamadığımız ama güzel bir eser oluşturmuş imam kardeşimi kutluyorum adeta cennetten bir köşe hazırlamıştı cemaate ve ziyaretçilere. Eğer cami bahçelerinin albenisi ile ilgili bir yarışma olsa kesin dereceye girerdi…

Kütahya’nın diriliş erlerine, erenlerine, ebrarlarına selâm olsun...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.