Toplumsal duyarsızlığımız

Artık komşuluk bu olayda da görüldü ki tarihe karışmış.

Fatih gibi en geleneksel muhitte, bir aile faciası yaşanıp dört kardeş, kötü hayat koşullarından bunalıp canlarına kıydı.

Her birimizin bu acı olayda sorumluluğu büyük.

Bu içe kapalı aile ile mahalleli hiç diyalog kurmamış.

Eve haciz gelmiş, elektrikleri, doğalgazları kesilmiş, kiralarını, aidatlarını ödeyememişler.

Asıl dramın tanığı bakkal.

Haberlere yansıyan görüntülerde diğer evlerin bolluk içerisindeki o bir marketi andıran hele de şu güz şöleninde manavların reyonları gibi meyve ve sebzelerden, kahvaltılıklardan eser yok.

Tamtakır mutfak, yaşanan trajediyi yeterince anlatmakta.

Bakkal konuştukça iyice kahrolmaktayız.

Sadece ekmek alabilmektedirler.

7-8 ekmek; hani birilerinin diyet yaptığından eve sokmadığı ekmek.

Kimilerinin de hunharca çöpe attığı ekmekten bazı gün 10 tane almaktadırlar.

Tatlıları da odur, pastaları da, öğlen yemekleri de, kahvaltılıkları da.

Bakkal, kendisinden veresiye ile alışveriş yaptıklarını, genellikle ayın başında borçlarını ödediklerini, ancak birkaç aydır ödeme yapamadıklarını belirtti.

“Her gün 6-7 tane ekmek alıyorlardı. Bazen 10 tane aldıkları bile oluyordu. 2.260 lira veresiye borçları vardı. Cuma günü bana borcunu ödeyecekti, ödeyemedi, dedi ki ‘Maaşıma haciz koymuşlar.’ Pazartesi günü alışveriş yaptığında ertesi gün bana para vereceğini söyledi. Gelen giden olmayınca biz de merak ettik, telefonu açmayınca şüphelendik, çıktık baktık, sonra da polisi aradık.”

Osmanlı’nın o soylu âdetini de unuttuk, gizlice bakkalın veresiye defterindeki yoksulların borcunu ödeyenler milyonda bir çıkmakta artık.

Gururlu insanlar, ne devletten yardım almışlar ne hallerini birine duyurmuşlar.

Hani o kapımızı çalıp hırsız gibi dilenip duygu sömürüsü yapanlardan olmamışlar. Yakın arkadaşları anlatmakta;

“Parasızlık ve muhtaçlık duygusu onu perişan ediyordu. Hiç keyfi yoktu. Sürekli ek işler bulmaya çalışıyordu. Kimseden yardım almak istemiyordu. Ramazanlarda evlerine erzak gönderiyordum. Kabul etmiyordu. Zorla veriyordum. Geçen yıl haciz gelmişti evine. Gittiğimde eşyaların yarısını topladıklarını gördüm. Devletten yardım alması için ikna etmeye çalıştım. ‘Bizden daha kötü durumda insanlar var’ diyerek istemiyordu. Gururlu insanlardı. Uzun süredir annelerinden kalan borcu ödemeye çalışıyorlardı, tüm ailenin ekonomik yükünü taşıyordu, ancak yetişemiyordu. İş yerinde de sıkıntıları vardı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan geldiler, başvuru yok dediler. Haber vermedikleri için yardım da gelmemiş. Daha önce yeşil kart çıkartsınlar diye çok söyledim ama kabul etmediler, onurlu insanlar.

Diyecek kelime bulamıyorum, böyle bir şey olmaması lazımdı. Yeşil kart alalım diyordum. İstemiyorlardı. Aç dolaşıyorlardı ama yardım istemediler. O kadar kötü insanlar varken, arsız, yüzsüz insanlar varken böyle olmamalıydı. Onur duyuyorum ama ölmeyi hak etmediler.”

Talihsiz aile ile ilgili acı bir haber daha; “Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde model olarak çalışan Oya Yetişkin’in ölümünün ardından büstü okulda sergilenmeye başladı. Öğrenciler tarafından yapılan büstün yanına çiçekler konuldu.”

Keşke ölmeden önce daha ince düşünebilselerdi. Bu bahtsız çalışanının yazın maaşını kestiklerinden, ne ile nasıl geçineceğini hesap edip onu bunalıma soktuklarının farkına varabilselerdi. Şimdi büst yaparak, yanına çiçek bırakarak, yoksulluktan ölmüş bir çalışanına şirin gözükmeye uğraşmak, ne kadar samimi acaba.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.