Tamahkârlığın kara kirli kurnaları…

“Ilgın’ın çeşmelerine selâm olsun.” Durmadan akan çeşmeler vardır. Geçerken görür, bir selâm verip, ayrılırken hüzünlenirsiniz.

Fotoğraflamasanız da, yüreğiniz kaydetmiş, yaşamınız boyunca seyredersiniz yeşil oluktan akan su sesini, Simav dağlarında.

Bu yüzden bir çocuk gibi sevinçle saymışsınızdır Ilgın’daki çeşmeleri. Sır verecekmiş gibi eğilen o temiz yüz ve dudaklarından dökülen tılsım; “Rahmana tevekkül et, şifasına sığın.”

Bulutların mavi saçlarına yapışmış, kovalarla umut içen işsiz gençlerin sabrı ulaşmış Eyyûb’ünkine. Okullar hitama ermiş, sınavlar bitmemiştir. Denklikler, puanlar, kur’alar modern insanın kâbusu.

Sonra tamahkârlığı pozcuların.

Poz verdiği deklanşörün yalancısıydı, kendisini güzel görmekteydi, sarı dişleri, siyah tırnakları, kalbinin kara kirli kurnalarıyla eksildiğinin farkında olmuyordu. Ya da hiç aklına gelmiyordu, ben niye kapitalizmin pahalı salatasına renk katıyorum, ne alâka.



Hadi insanlıkla ilgili ulvi bir durum olur da, çekin. Ama güzel kaşımın, gözümün, kırmızı elbiseli endamımın renkli fotoğraflarından faydalanmanıza niye izin vereyim. Ya da ben bu güzelliği allayıp pullayıp, niçin bedenimden para kazanayım.

İnsanlığım yaralanır demiyor, düşünmüyor bile. Aynı şey şair için de geçerli.

En deli bakışını atarak poz verdiğinde. O pankartı gördüğünde modern zamanın Züleyha’sı. Gayrı uyûbunu bilemeyecek işler etti. Şairin şehrine uçtu, onu görebilmek için kırk takla attı.

Yazdıkları ile ilgilenmedi.

Pankarta verdiği poz, yolundan etti.

Pozcu insanlar dünyasında, birer birer gelmiyorlardı. Avanak annenin giyotine götürmesi gibi korkunçtu, çocuğunu setlere taşıyıp yavrucağızın üzerinden para kazanması. Hiç düşünmedi o miniğin psikolojisinin, karakterinin, ruh sağlığının bozulacağını. Canavar kadın, çocuk on beşine geldiğinde, yaşını büyütüp, şarkıcı yapanların yoluna da savruldu.

Hatta o şarkıcı çocuğun alkollü sahnelerden kazandığı konağa da kuruldu, kara kalbinin kurnalarından akan kiri görenlerden ar etmeden. Kavaklarla çevrili bahçeler ortasında kerpiç evler, tavanları tahta, kirişler arasında güvercin yuvaları.



Sarkan otlar korkutur bir sürüngen yuvası varsayımıyla. Güvercin denli masum güzellikler, sürüngen dehşetine dönüşebilmekte. Riyadan kral seçersen, yalandan ağa, Kirden bey, tamahkârlıktan hanım ağa.

Yüzünde yıldızlar oynaşırken gece, örtüyor; riyayı, kiri, yalanı, hasedi, tamahkârlığı...

Camlara yapışmış kent.

Her yan yapış yapış gizem.

Ağaç kadar dost var mı, doğada.

Sıcak elleriyle çınar, hışırtılı konseriyle kavak, karların beyazına yeşil çalan servi, kuyu başlarında saçlara taç olan incecik dallarıyla söğüt...

Hepsinin üzerimizde hakları var.

Nasıl da cömertçe doğururlar yeşili.

Yüreklere tanklar yollanıp, tamahkârlığın kararmış sütunları yıkılmalı. Kara kalplerin kirli kurnaları kırılmalı.

Not: 26 Ekim günü saat 14.00 - 17.00 arası Konya Kitap Fuarı’nda, Beyan Yayınları standında olacağım inşallah.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.