Tarihin ibret aynasında paşalar

Günümüzde yaşananlar, kısa sürede ters yüz edilebilmekte.

Büyük başarılar, kahramanlıklar, şöhretler, övgüler alsa da; çok geçmeden takke düşüp kel gözükebilmekte.

Osmanlı’yı sadece padişahlar düzeyinde tanıyan kıt akıllar, asıl yönetimin başbakan düzeyindeki sadrazamlarla gerçekleştiğini görmezden gelirler.

İmparatorluğun son zamanlarındaki bu paşaların kiminin de, sırtını Batılı devletten birine ya da masonluğa dayayarak güçlü kalıp iktidarını sağlam tuttuklarından habersizdirler.

Tarih kitaplarımızda “Büyük”, “Koca” unvanları bile az görülen Mustafa Reşid Paşa, bir memur çocuğudur. Babasını küçük yaşta kaybedince eniştesi Ispartalı Seyyid Ali Paşa tarafından himaye edilir. Eniştesinin sadâreti sırasında mühürdarlık vazifesi ile memuriyete girer. Eniştenin görevden alınmasından sonra Davutpaşa Mahallesi’ndeki evine çekilir, geçim sıkıntısı içinde geçen bir dönem yaşar.



Lakin kaderi değişir, İbrahim Efendi isimli zengin bir zat, kızını ona vererek iç güveysi aldı. Böylece fakirlikten kurtuldu. Bir oğlu doğdu. Fakat kaderi daha zengin bir yöne akmaktaydı. Eniştesinin vefatı ile onun cariyelerinden biri haber göndererek, karısını boşayarak kendisi ile evlenmesini teklif etti. Daha zengin kadınla evlenme fırsatını kaçırmayan Reşid Paşa, eşini boşayıp, kadının Kabataş’taki konağına yerleşti.

İleride oğlunu saraya damat verecek denli nüfuz ve zenginliğini artırdı.

Eniştesinin eski dostlarının yardımıyla Sadaret Kalemi’nde iş buldu. Hariciye’ye geçti, sefaretlerde bulundu. 2. Mahmut’un vefatında Londra Sefareti’nde idi ki orada iken mason olduğu da söylenir. Abdülmecid tahta geçince derhal tebrike koştu, Tanzimat’ın ilanı için padişahı ikna etti. Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nu bizzat okudu.

İngiliz büyükelçi çok yakın dostu idi.

İngiltere ve Fransa, bizim kimi paşaların sık sık himayesine girdikleri devletlerdir. Reşid Paşa ile bu yolun açıldığı söylenmektedir. Kişisel ikbali için ya da devlet politikası gereği İngilizlerle birbirlerine aşırı sevgileri vardı. Zaten zeki, uysal, kibar, ince, kabiliyetli olduğundan, sosyal ilişkileri ile çok çabuk yükselmişti.



Yandaş basın ve yazarlar, onu çok sevmiş, “Koca Reşid Paşa” demiş, tarih kitaplarına da öyle yazılmış.

Şair Şinasi için, “medeniyet resulü” idi.

“Bildirir haddini sultana senin kanunun” diyen Şinasi’yi lisede ne kadar severek okumuştuk.

Aslında Şinasi de, kendisini himaye eden paşaya çok şey borçludur zira devletin Paris’e gönderdiği ilk talebeler arasındadır. O yüzden Reşid Paşa her sadarete geldiğinde abartılı kasidelerle göklere çıkarmıştır.

II. Mahmut’tan daha büyük bir reformcu olarak sunulup, padişahtan daha üstün olduğu dillendirilmiştir.

Paşanın muhalifleri de aleyhinde çok ağır hicivler yazmışlardır.

Paris’te ve Londra’da geçirdiği yıllarda Avrupa diplomasisini iyi tanıyan, Fransızcasını ilerleten, devlet adamlarıyla görüşüp tecrübe kazanan Mustafa Reşid, dört kez Hariciye Nazırı oldu. Yetmedi sadrazam oldu. Azledilse de arkasında İngiltere olduğu için her seferinde sadarete getirildi.

Abdülmecid döneminde altı kez sadarete getirilecek kadar vazgeçilemeyecek bir paşa idi.

Encümen-i Dâniş’i açtı.

Ona muhalif olarak Koca Hüsrev, Fethi, Damad Said ve Mehmet Ali Paşalar Reşid Paşa’da bir huzur bırakmamışlar, azillerinde bu çekişmelerin önemli payı olmuştur.

Ne var ki arkasına aldığı Batılı devletin büyük yardımı ile devlet yönetiminde her seferinde söz sahibi bir paşa olmuştur.

Ondan sonraki kimi paşalar da, bu girdabın geleneğine uyup ya Fransız ya da İngiliz, artık hangi devlet güçlü ise himayesiz kalmamışlardır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.