Ölçülen mi, hissedilen enflasyon mu?

Hava sıcaklıları ile ilgili olarak yapılan değerlendirmelerde ölçülen sıcaklık verildikten sonra bazen de bunun yanında hissedilen sıcaklık ifade edilir. Bu ikinci tespit genellikle hissedilen sıcaklıklar ölçülenden fazla olduğu zamanlarda dile getirilir. Şimdilerde enflasyon konusunda ölçülen (açıklanan) enflasyonun yanında bir de hissedilen enflasyondan söz edilmeye başlandı. Daha doğrusu Eylül ayı enflasyon rakamının tek haneli rakama indiğinin açıklanmasının ardından bir de hissedilen enflasyondan söz edilir oldu.

Eylül ayı enflasyon rakamları iktidar medyasında, “Enflasyon 26 ay sonra tek hanede” balığı altında büyük bir memnuniyetle karşılanırken bazı muhalif gazeteler olayı farklı bir açıdan verdiler, Söz gelimi bir gazetemiz olayı manşetinde, “Enflasyon tek, zamlar çift hane” başlığı altında verirken bir başka gazete, “Zam geldikçe enflasyon düşüyor” başlığı altında değerlendiriyordu.



Bu noktada “enflasyon tek, zamlar çift hane” başlığının altında yer alan izahatı aktarmak istiyorum:

“TÜİK verilerine göre Eylül’de enflasyon tek haneye düştü. Yıllık 9.26’ya geriledi. Ancak, ev halkı bütçesinin büyük bir kısmını oluşturan gıda, doğalgaz, ulaşım gibi kalemlerde zam oranları çift haneye ulaştı. Elektriğe bu yıl yapılan zam yüzde 45’i buldu. Son olarak sütte yüzde 15 artış yaşandı. Açıklanan ile hissedilen enflasyon arasındaki fark dikkat çekti.”

Derdim açıklanan rakamların yanlışlığını ispata çalışmak değil. Ancak, toplumun çok büyük bir kesiminin hayat şartlarının giderek ağırlaştığı bir noktada enflasyondaki düşüşün insanımızın refah seviyesinin yükselmiş olması gibi takdim edilmesinin doğru olmadığına dikkat çekmek istiyorum. Bu köşede sıkça dile getirdiğim bir hususu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bu memlekette özellikle emeklilerin büyük bir kesimi evden çıkmamaya, çıktıkları takdirde de vitrinleri seyretmeye mahkûm olmuş durumdalar. Çünkü istisnalar dışında bağlanan emekli aylıkları asgari ücret civarında dolaşıyor. Bütçe imkânları fazlasına izin vermediği için böyle oluyor denebilir. O zaman da vatandaşın bana gelince bütçe imkânları izin vermiyor ama küçük bir azınlık benzer sıkıntıyı çekmiyor deme hakkı oluşuyor. Aslında şu anda öncelikli olarak emeklilerin problemlerini sıralamak değil. Ancak, ekonomi söz konusu olunca ister istemez emekli ve çalışanlar gündeme geliyor. Bu kesimin ve özellikle de emeklilerin yaşadıkları sıkıntılarının sorumluları çok eskilere dayanıyor. Yıllarca bu ülkede insanlar 40-45 yaşlarında emekli olabildiler. Bunun yanlışlığı fark edilince yeni bir düzenleme yapıldı ama bu da mevcut emeklilerin hayatını kolaylaştırmadı. Bir yanda yaşa takılanlar, öbür yanda iş bulamadıkları için emeklilik sürelerini tamamlayamayanlar ve giderek emeklilik yaşının 65’e çıkacak olması yeni problemleri gündeme getirdi. Kısacası, açıklanan enflasyon rakamlarından çok vatandaşın ne hissettiği önem kazanıyor. Bu ay enflasyon daha da düşse emeklinin ve asgari ücretle çalışanların durumu düzelecek mi? Bu soruya evet demek mümkün değil. Bu bakımdan meseleye köklü bir çözüm bulmak gerekiyor.



Çok zor şartlarda hayat mücadelesi verenler için enflasyonun aşağıya inmesi onları rahatlatmıyor. Öncelikli olarak emekliler asgari ücret seviyesinden kurtarılarak insanca yaşamalarına imkân sağlanması gerekiyor. Ondan sonra belki enflasyon rakamları üzerinde kafa yorulabilir. Bunu söylerken enflasyon konusunu hafife alıyor değilim. Sadece, öncelikli sorunlara dikkat çekmeye çalışıyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.