“Î’lâ Hâdisesi”nden sonra…

Kadına şiddet haberlerinden geçilmeyen bu modern zamana karşın, evrensel İslâm inancının yeryüzünü aydınlattığı dönemde Hz. Peygamber, eşlerinin nazlarına, sitemlerine, itirazlarına, gruplaşmalarına, kendisine karşı seslerini yükseltmelerine dahi sadece sustu ve sabretti. Nitekim Peygamber Efendimizle eşleri arasında yaşanan “Î’lâ hadisesi” buna çok çarpıcı bir misaldir. “Î’lâ Hâdisesi”, Peygamber Efendimizin bir ay süreyle eşlerinden uzak durmaya yemin etmesidir. Tahyîr ise, bu bir aylık süre sonunda inen ayetlerle, Hz. Peygamberin hanımlarının, dünya ile âhiret arasında bir tercih yapmasının istenmesi hâdisesidir. “İbn Sa’d’ın anlattığına göre, Hz. Peygamberin hanımları özellikle Kurayza ve Nadîr Yahudilerinden ele geçirilen ganimetleri görünce, Kisrâ ve Kayserlerin hanımları, kızları ve çevrelerinin yaşantılarını öğrendikten sonra Hz. Peygamberin yanına gelip: ‘- Ey Allah’ın elçisi, Kisrâ ve Kayserlerin kızları süsler, takılar, cariyeler ve hizmetçiler arasında refah içinde yaşıyorlar. Biz ise gördüğün yoksulluk ve sıkıntı içinde yaşıyoruz’ deyip daha fazla dünya geçimliği isteyip kendilerine, saraylı muamelesi talep edip onu üzdüler. Bunun üzerine şu ayetler nazil olur: “Ey peygamber! Hanımlarına şöyle söyle: Eğer dünya hayatını ve zînetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim. Eğer Allah’ı, Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”*



Gün oldu gruplaşmalar, Resûlullahın ardından oyun çevirmeler oluştu, Allah hepsinden haberdar olduğunu ayetlerle anlattı; (Ey Peygamberin eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah’a tevbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygambere karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih müminler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.”**

Hz. Ömer, bir gün Hz. Peygamberin huzuruna giderek dert yanar: Biz Kureyşliler kadınlara hâkim insanlardık. Medine’ye geldiğimizde gördük ki ensar kadınları erkeklerine hâkimdiler. Bunu gören bizim kadınlarımız da onları örnek alarak bize diklenmeye ve bizden olmayacak şeyler istemeye başladılar. Bir gün hanımıma bağırmıştım. Baktım bana cevap veriyor. Bana cevap vermesi hoşuma gitmedi ve bunu da belli ettim. Bunun üzerine hanımım: “- Sana böyle cevap vermemi neden garip karşılıyorsun? Allah’a yemin olsun ki Peygamberin hanımları da ona cevap veriyorlar. Hatta bundan daha ileri gidip birisi geceye kadar ondan ayrılıyor, onu yalnız bırakıyor.”



Tabii müminlerin anneleri olan eşlerinin bu hareketleri Peygamberimizi üzer, bunun üzerine bütün eşleri ile arasına mesafe bırakıp uzlete çekilir, bir ay onlarla görüşmez, ayrı yaşar. Ancak Tahyîr ayetleri inince hücresinden çıkar, Hz. Aişe’den başlayarak bütün eşlerini dolaşır bu ayetleri onlara okur. Hepsi de Allah’ı, Resulünü ve ahireti tercih ettiklerini bildirirler. Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere, Hz. Peygamberin hanımlarının kıskançlıkları, ya da seslerini yükseltmeleri karşısında sakin bir tavır içerisinde olduğu, bazen de tebessüm ettiği, çoğu kez sessizliği yeğlediği, özellikle de onların onaylamadığı hareketlerine karşı beden dilini kullanarak o davranışı beğenmediğini yüz hatlarıyla belli etmekle yetindiği görülür. Lâkin bu noktada dikkat edilmesi ve gözden ırak tutulmaması gereken önemli husus, Peygamberimizin eşlerinin kendisini üzen, kimi olumsuz davranışlarına karşı onlara asla elini kaldırmadığı, kaba kuvvete başvurmadığıdır…

Hz. Peygamberin aile yaşantısında tabiîlik ve sadeliğin yanı sıra sevgi, saygı ve nezaket hep ön plana çıkan olgular olmuştur. Bu bahsi Ebu’l-Leys Semerkandi’nin Hz. Ömer’le ilgili naklettiği bir kıssa ile bitirelim: “Adamın biri, devlet başkanı olan ve adaletiyle nam salmış Hz. Ömer’e (r.a.) hanımını şikâyete gelir. Ne var ki Hz. Ömer’in evine geldiği zaman, hanımı Ümmü Gülsüm’ün Hz. Ömer’e bağırıp çağırdığını duyar.

Adam kendi kendine şöyle der: ‘- Ben, hanımımı şikâyete geldim. Koskoca devlet başkanının da başında aynı dert var.”

* Kur’ân-ı Kerîm, Ahzâb Sûresi, 33 / 28-29.

** Kur’ân-ı Kerîm, Tahrîm Sûresi, 66 / 3-4.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.