Kimse kriz istemiyor ama dar gelirli kötü durumda

Yeni Ekonomi Paketi’nin açıklanışını dinlerken bir yandan iyimser olmaya çalıştım ama öbür yandan da mevcut şartlarda belirlenen hedeflerin nasıl gerçekleştirileceği sorusu da aklımdan çıkmıyordu. Hemen belirteyim ki, bu ülkenin vatandaşı olarak ne adına olursa olsun elbette kimse bir ekonomik kriz istemez. Ülkemizin bir an evvel gelişmiş, güçlü ülkeler arasında yerini almasını ister. Bunun aksi sağlıklı bir yaklaşım olmaz.

Bütçe açığının bir takım vergi artışları ve zamlarla karşılanmaya çalışılacağının açıkça görüldüğü bir durumda ekonominin iyiye gittiğini söylemek mümkün olmaz. Ekonomist değilim ama ekonominin düze çıkması, toplumun refah seviyesinin artması, işsizliğin azalması için birinci şart üretimin artmasıdır. Üretim artmadan milli gelir artmaz, milli gelir artmadan da insanımızın refah seviyesi yükselmez. Hemen belirteyim ki, milli gelirin artması da tek başına refah seviyesinin artmasına kâfi gelmez. Adil gelir dağılımına ihtiyaç vardır.

İşçisi ve memuru ile çalışanlara yapılan zamlar yüzde 3-4 ile ifade edilirken İstanbul için açıklanan enflasyon rakamı yüzde 17.5 ise dar ve sabit gelirler için pek fazla ümit yok demektir. Çünkü ekonominin canlanması için üretim artışı ve buna paralel olarak talep artışı gereklidir. İç talebin artması için ise özellikle dar ve sabit gelirlilerin belli bir gelir artışına ihtiyacı vardır. Bugünkü şartlarda hâlâ emeklilerin bir bölümü asgari ücretin altında bir gelire sahipse, açıklanan asgari ücretin de yine açıklanan açlık sınırı rakamının altında kaldığı düşünüldüğünde talep artışı sağlanması bir hayalden öte geçmeyecek görünüyor. Bunun yanında dış pazarların devreye sokulması akla gelebilir. Ancak; bu konuda da iyimser olmak için fazla bir imkân yok. Çünkü tarım ürünlerini bile dışarıdan satın alıyoruz. Böylece, yabancı üreticileri zenginleştirirken kendi üreticimiz özellikle tarım alanında üretimden çekiliyor. Çünkü üretim için harcadığı para ve emeğinin karşılığını alamıyor. Tüketicilerin büyük bir bölümü ortaya çıkan fiyat artışları karşısında tüketimini ister istemez kısmak zorunda kalıyor. Özetle ekonomimiz yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıktı fasit dairesine mahkûm edilmiş durumda.

Tüm bunları bir ümitsizlik ifadesi olarak sıralıyor değilim. Ancak, atılan nutuklarla değil, ekonominin düze çıkması atılacak doğru adımlarla mümkün olabilecektir. Bunun için uyarılara kulak vermek gerekiyor. Dış borcun 450 milyar dolara, bunun faiz ödemesinin 80 milyar dolara dayandığı bir noktada görünen o ki, insanımız giderlerini küresel sermaye sahiplerine ödenecek faiz için kısmak zorunda kalmaya devam edecek.

Bu arada açılan okullar ve yaklaşan kış ayları ister istemez gider kalemlerini artıracaktır. Geçen seneye göre bu sene ısınma için yönetime ödeyeceğimiz para yüzde 50 artmış durumda. Bunun yanında daha okullar açılmadan toplu taşıma ücretlerine ciddi oranda zam yapıldı. Elektriğe gelen zammı da ilave ettiğimizde ortaya insanı endişeye sevk edecek bir tablo çıkıyor. Buna bir de Suriye’de ABD’nin sergilediği ikiyüzlü tutum sebebiyle ortamın sürekli gerildiği eklenince görünen o ki, dost bellenen düşmanlar da ülkemizin ve insanımızın iyiliği açık. Böyle olunca gayret yine bize düşüyor. Ülkenin iç ve dış sorunlarını halledebilmek için kucaklaşmaya ihtiyacımız var. Ne var ki, iktidar sahipleri her ne kadar seçim kampanyası sırasında sergiledikleri ayrıştırıcı tavırlarını biraz olsun terk etmiş görünseler de, ülkenin sorunları gözlerden saklamak adına olsa gerek, hiç aslı olmayan ithamlardan oluşan ayrıştırıcı yaklaşımlarını devreye sokuyorlar. Bir bakıma ülkenin MHP-AK Parti ittifakına mecbur görünümü oluşturmaya çalıyorlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.