İslâm ve İslâm

İlerleyen zaman içinde İslâm’ın değeri daha iyi anlaşılıyor. Düşünebilenler için böyle. Zaten önyargılı olanlar için herhangi bir iddiamız ve düşüncemiz olamaz. Ön yargı zaten hakikatleri görmeyi engeller. Kendilerine göre hakikatler uyduranlar onun etrafında bir kısır döngüye girerler.

Kâinatın varlığı, insanın varlığı ve yaratılıştaki sonsuzluk insanın düşünmesi için yeter neden. Geçmişte tartışılan sıradanlıklar zaten geçmişte kaldı. Onların yeniden tartışma konusu yapılması düşünülemez.

İlahi olmayan düşünceler birbirini nakzediyor, yalanlıyor. Her yeni oluş bir yenisini getiriyor bir yenisi bir başkasını. Sonu gelmeyen bir döngüdür bu.

Batı, özellikle İslâm’ı olumsuzlamak için hemen her türlü yola başvuruyor. Onun görevi. Belli bir dönemden beri dünyanın egemenliğini ele geçirdikten sonra insanlığın terörize edilmesi bir rastlantı değildir. Elbette asıl sorun Müslümanlarda. Müslümanların bilinçsizliklerinden ve kapılışlarından.

Bunu elbette ki başka yorumları da var. Aç olan insanlık saldırganlaşıyor ya da tam tersi köleliğe razı oluyor. Ne olursa olsun İslâm’ın insanlığın gündemine gelmemesi gerekiyor. Böyle bir durumda yaşanan olumsuzluklar insanlığı ister istemez engelliyor. İslâm’ın ruh ve özüne uygun yaşamanın dışına taşınmış olunuyor ki bu da onların işine geliyor. İnsanlar da yaşanmış olanlara bakıyor. İslâm bir başına bir oluş ama kendi içinde. Onu yaşanmışlıklarla uygulayan insandır. İyi insan örneği olumlu sonuçlar getirir. Müslümanlar hayatlarının bütünlüğünde örnek bir yaşayış içinde olurlarsa etkili oluyor. Durduk yerde İslâm kendi kendine bir görünüm içinde ve etkisi de olamaz. İslâm’ı temsil eden iyi Müslümanlardır.

İnsanlık çok yönlü bir kuşatma altında. Eşitsizlikler var. Dengeler bozuk. Bir taraf çok acımasız ve ağır basıyor zulmü. Diğer taraf çaresiz, masum ve teslim oluyor. Biraz da kölelik ruhu desek buna.

Peygamberler medeniyeti insanlığın kurtuluş yoludur her zaman. Bu, bütün milletler için geçerli. Bozulmuş ve tahrif olmuş olsalar bile bir din ihtiyacı var. Bundandır ki görünürde Batı, Hıristiyanlığı hayatın dışına çıkarmış gibi görünüyorsa da manevî bir bağı bulunuyor. Kendi insanını tatmin için gereklidir en azından. İslâm coğrafyasından bir bölgeye saldırıda bulundukları zaman ilk tepkileri “yeni bir haçlı seferi” duygusunu oluşturuyorlar. Bu, onlara hem bir meşruiyet kazandırıyor hem de kendi insanını bu idealleri etrafında topluyor. Tuhaf olan şu ki, Batı artık kendi ideolojik keskinliklerini bir yana bırakıyor. En katı ve keskin olanlarında da böyledir.

Ne Amerika, ne Rusya, ne de Katolik AB birliği Hıristiyanlık ruhunun ve özünün dışında. Aralarında farklılıklar olsa bile sonuç değişmiyor. İslâm coğrafyasını kuşattıklarında hemen her birinin bir hedefi ve amacı var.

Müslümanlar yeniden İslâm ruhunu ve özünü içselleştirmeseler, bir bütünlük içinde olmasalar kendilerini için yıkımın sonuçları değişmez. İslâm’ın özünü ve ruhunu yaşama, yeniden bir diriliş ruhunu edinme kendileri açısından tek çıkış yol. Manevî birliktelikleri büyük bir güç olur.

İnsan insanın manevi gücü ve dayanağıdır. Yönetenler bağlamının dışında yeni bir bağ oluşturmak gerekiyor. Bu, en çok sanat, edebiyat, şiir ve düşünce ile gelişir. Rus romanının etkisi yadsınamaz. Ya da Batı edebiyatının her eseri, her filmi, her haberi etki alanı oluşturuyor.

Müslümanlar ruhlarını yansıtan eserleri aralarında yaygınlaştırmalı.

Sorun bütünlükten kaçmada kaynaklanıyor. Çok parçalı oluş zaten kopuşlar ve dağılışlara neden. Şu Anadolu coğrafyasında her insan tekimiz çok değerli, her insan bir bağ ve bağlanış. Nefret ve öfke sadece İslâm dışılığa yarar. Müslüman İslâm bilincinde var olursa var olur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.