Parti çıkarını ülke çıkarının önüne geçirmek!..

Ülkemizin bir deprem kuşağında bulunduğunu sadece sarsıntılardan sonra değil, sürekli göz önünde tutmak ve gerekli tedbirleri almak zorundayız. Bu gerçek çeşitli kesimlerce sıkça dile getirilmekle birlikte depremlerin ardından çok geçmeden eski vurdumduymazlığa bürünüyoruz. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yaşanan depremin ardından nelerin yapılması gerektiği konusunu yeniden tartışmaya başladık. Hâlbuki bu tartışmanın bitmiş, alınması gereken tedbirlerin alınmış olması gerekiyordu. Görünen o ki, 1999 depreminin ardından yapılan açıklamalar ve yapılması gerektiği söylenenler hususunda beklenenlerin tam olarak yapılamamış olduğu ortaya çıktı.

Meseleye özellikle binaların dayanıklılığı açısından baktığımızda ciddi sorunlarımız var. Çünkü geçtiğimiz aylarda İstanbul’da bir deprem söz konusu değilken bile çöken binalar gördüğümüz gibi her an yıkılabileceği tespit edilen binalar boşaltılarak ya kapılarına kilit vuruldu ya da yıktırıldı. Bu bile inşaatların dayanıklılığının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyordu. Büyük oranda binaların kaçak yapıldığı, bunların dayanıklılığının kontrolünün yapılmamış olması sebebiyle depremde ciddi bir yıkım ile karşı karşıya kalacağımız görülüyor olmasına rağmen hep sözü edilmekle birlikte görünen o ki, gerektiği ölçüde bir dönüşüm sağlanabilmiş değil.



Her fırsatta ilgililer İstanbul’da bir büyük depremin olabileceğini açıklamalarına rağmen yapılması gerekenler tam olarak yapılmamış, yapılamamış. Niçin yapılamadığı sorusunun cevabını ilgilerin vermesi gerekiyor. Bu sorunun cevabının bir an evvel verilmesi, hiç olmazsa bundan sonra olsun bu alanda yapılması gerekenlerin tamamlanmasının ihmal edilmemesi şart. Bir başka husus ise her sarsıntının ardından yapılan açıklamaların kısa bir süre sonra unutulmaya terk edilmesinin sorumluları üzerinde nedense pek durulmuyor. Özellikle İstanbul’daki son depremin ardından konunun siyasi bir polemik haline getirilmesi insanı rahatsız ediyor. Çünkü söz konusu olan insan hayatı iken parti çıkarlarının ön plana çıkartılması ve sonuç olarak esas yapılması gerekenin, daha doğrusu şimdiye kadar yapılması gerektiği halde yapılmamış olanların kamuoyundan gizlenmeye çalışılması sanıyorum ciddi bir anlayış eksikliği olarak karşımıza çıkıyor. Böyle olmasaydı yaşanan 5.8 şiddetindeki depremin ardından Afet Müdahale Planı Toplantısı bile tam bir polemik konusu haline getirildi. İBB Başkanı İmamoğlu toplantıya çağırılmadığını, bunun için katılmadığını açıklarken İstanbul Valiliği’nden yapılan açıklamada, “İBB Başkanı Afet Kurulu’nun doğal üyesi. Toplantıya katılması görevi” denildi.



Dayanıksız oldukları tespit edilen bazı okullar eğitme kapatılırken bunun yanında yüzlerle ifade edilen binalarda yapılan incelemede çoğunun depreme dayanıksızlığı tespit edilmiş durumda. Yani, 1999 depreminin üzerinden 20 yıl geçmişken ve o depremin hemen ardından yapılması gerekenler tespit edilmiş olmasına rağmen bu hususta ciddi bir gelişmenin sağlanmadığı söz konusu. Böyle olunca öncelikli konu 20 sene boyunca yapılması gerekenleri yapmayan sorumluların tespit edilmesi, hesap sorulması gerekirken İstanbul Afet Müdahale Planı Toplantısı İmamoğlu’nun davet edilip edilmediği tartışmaları ile sanki gerçek sorun gözlerden kaçırılıyor.

Kısacası, deprem gibi bir büyük olay siyasete malzeme yapılıyor. Kimin haklı, kimin haksız olduğunu tespit peşinde değilim. Ancak, her olayın siyasi malzeme haline getirilmesi yanlışından kurtulmamız gerekiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.