Anne yüreği anne acısı

Anne yüreği ve acısı ancak bir anne tarafından anlaşılır ve algılanabilir. Bir annenin evladına emeği acısı ve çilesi her şeyin üzerinde. Bir candan bir can ancak anneden meydana gelir. Yüreğinde ve ruhunda taşıyandır o.

İnsanın değerini de ancak anneler bilir ve anlar. Çünkü bir insanı doğurmanın dünyaya getirmenin çilesini o yaşar.

Annelerin çırpınışı saygıya değer. Onlar hem insanlığın doğrucusu hem besleyicisi.

İnsanlığın karanlık bir sürece doğru hızla gittiği bir zamanda hem annelik değeri hem de konumu yok sayılıyor. Annesiz bir dünya düşünülemez. Anneliğin yüceliği de sıradan tanımlamalarla izah edilemez.

Günümüzde anneler çok daha büyük acılar çekiyor. Nedenleri ne olursa olsun her anne bir annedir. Anne; bir katilin de bir mazlumun da annesi. Hiçbir annenin acısı ve değeri ne olursa olsun küçümsenemez ve yok sayılamaz.



Coğrafyamızda on yıllardır, anneler çocuklarını muratlarını göremiyor ve yaşayamıyorlar. Çünkü çocuklarımız öyle ya da böyle birçok nedenden ötürü ölüyorlar. Yoğun bir genç ölüm sürecindeyiz.

İdeolojik körlükler yüzünden özellikle gençler daha çok öne sürülürler. Onların enerjileri, heyecanları ve coşkuları istismar ediliyor.

Yakın zamanda belli kimi çevreler kimi çevrelerin annelerini sadece var sayıyorlar. İdeolojik körlükler yüzünden diğer annelerin acıları, çırpınışları yok sayılıyor. Diyarbakır’da bir partinin önünde direnen annelerin; çocukları ve acıları açısından yerden göğe haklılar. Fakat diğer anneler de bir o kadar haklıdırlar. “Cumartesi Anneleri” diye tanımlananların direnişleri anarşi olarak var sayılıyor. Ya da başka durumdakilerin çocukları açısından da bu böyledir.

İslâmî değer ve kavramlar ne yazık ki yabancılıklara kurban ediliyor. Her şeyden önce insan değeri bakımından her anne azizedir. Birinin acısı diğerinden az değildir. Hemen hepsinin acısı aynıdır.

İslâm; seküler, dünyevî ve laik bir sistem ile özdeş kılınamaz. Velev ki yöneticileri Müslüman olsun, namazında niyazında olsun.



Vatan ya da yurt tapınılacak bir şey değil. Yeryüzü insanlığın ortak mülkü. Dünyayı parselleyenler, sınırları kendileri belirlediklerinden kendi inanç ve düşüncesinde olmayanlara yaşama hakkı tanımıyorlar. Hele Müslümanlar için, Müslümanların yaşadığı bütün beldeler ortak mülkleridir. Yeryüzünde rızık edinmek ve yaşamak için bu bir zorunluluk.

Buradan bakılınca yabancı bir sistem için, insanların çatışmaları, ölümleri insanlığın ortak acısı. Yabancı düşünceler kendi düşüncesinden olmayanlara yaşama hakkı tanımadıkları gibi, o düşünce ve inancı da yok sayıyorlar.

Bir insan Allah’a şirk koşmadıkça dinden çıkmaz. Dinden çıkmanın asıl ve temel gerekçeleri var. Toprağa tapınma ve bir yurdu kimileri için sadece yurt sayma imani bir sorun değildir. Bir yurdu vatanı sevmek güzel de iman şart değildir. Allah, insanlar bir beldede zulüm görüyorlarsa onlara başka yerlerde yurt arama ve yurt edinme hakkını veriyor. Mekke’de Müslümanların yaşama imkânı olmayınca bir başka beldeye hicret ettiler. Hicret ettikleri belde de henüz Müslüman değildi. Zamanla belde de insanlarla birlikte Müslüman oldu. Bunu salt Müslümanlar için ifade etmek doğru değildir. Ortadoğu veya Müslümanların yaşadığı bölgelerde zulümden kaçan insanlara sınırlar kapatılıyor.

İslâmî açıdan insanlar küfre, inkâra düşmedikçe Müslüman’dırlar. Onlar sadece kimi konularda günahkârdırlar.

Azize olan her anne, aziz olabilecek olan yavrusunun hakkını savunmak, korumak ve yaşatmak ister. Kimse kimseye ne cennet ne de cehennem biçebilir. Bu, takdir günü ilahi adalet ile yerini bulur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.