İdam gelsin mi, gelmesin mi?

İş hayatımda hiçbir zaman gerektiği kadar izin kullanmadım. 50 yılı geride bıraktığım gazetecilikte de sık izin kullanan birisi değilim. Buna rağmen zaman zaman insanın izin yapmaya ihtiyacı oluyor. Geçtiğimiz günlerde yaptığım 10 günlük izin bunun son örneği. Gerçi teknolojik gelişmeler sebebiyle özellikle köşe yazılarını izinli günlerde de sürdürmek mümkün. İster ülkede, ister ülke dışında nerede olursanız olun gerek habere ulaşmak, gerek yazınızı gazete merkezine ulaştırmak çok kolaylaştı ama yine de bazen insan fazlaca düşünmeden dinlenmek isteyebiliyor. Kısacası, kısa bir izin yaptık ama yoğun bir gündem ile geçti bu süre. Özellikle ardı ardına işlenen kadın cinayetleri dünyamı alt üst etti. Çocuğumun rahatsızlığını bile ikinci plana ittirdi. Bu arada, topluma açık bir alanda işlenen cinayete müdahale etmek yerine olayın kayda alınması ve bunun sosyal medyada paylaşılması da işlenen cinayet kadar bende etkili oldu. Olay yurt çapında büyük tepki çekti, ‘vahşet’ olarak nitelendirildi. Elbette tüyler üreten bir olaydı ama bir nefs-i müdafaa söz konusu değilse işlenen her cinayetin vahşet olduğunu düşünüyorum.



Kadın cinayetlerinin adeta birbirini takip eder hale gelmesi ister istemez bu işe bir çözüm bulma arayışlarını da gündeme getirdi. Bu arayış sadece Kırıkkale’de işlenen cinayetin ardından değil, benzer cinayetlerin tümünün ardından yaşanıyor. Ve ilk akla gelende caydırıcı olması için idam cezasının getirilmesi. Bu konuda yaşananların etkisi ile olsa Cumhurbaşkanı başta olmak üzere idam cezasının getirilmesi yönünde açıklamalar yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Meclis idam cezasını gündemine alır, kabul ederse ben imzalarım” dedi. Bu arada idam cezası teklifi Meclis’e geldiğinde başta MHP Genel Başkanı Bahçeli olmak üzere destek vereceklerini açıklayan parti liderleri de olaya sahip çıktılar. Ne var ki, idam cezasının Meclis’e gelmesi söz konusu olmadı. Toplumun heyecanının yatıştırılması için siyasilerin idam cezasının çıkartılması yönünde açıklamalar yaptığını düşünmek istemiyorum. Çünkü böyle bir durum samimiyetle bağdaşmaz. Yapılması gereken AK Parti-MHP ittifakı olarak böyle bir teklifi hazırlayıp Meclis’e sunmak idi.



Aslında kadın cinayetlerinin gündeme getirdiği tek konu idam cezasının getirilmesinden ibaret değildi. Bu tür olayların sebeplerinin tartışılması, bu sebepler tespit edildikten sonra gerekli tedbirlerin alınması gerekiyordu. Bu hususta yeterli bir tartışmanın yapıldığını söylemek mümkün değil. Konu bazı kesimlerin ideolojik açıklamalarından ibaret kaldı. Söz gelimi birileri kadın cinayetlerinin sebebini Arap kültürüne bağladı. Ancak, bunun çözümü için nelerin yapılması gerektiği hususunda bir teklif sunulmadı. Çünkü niyet kadın cinayetlerine çözüm bulmak değil, bu vesile kendi anlayışlarına haklılık kazandırmak gayretinden öte gitmiyordu. Hatta dini değerlere duyulan tepki ve düşmanlık bu vesile ile bir kez daha tekrarlanmış oluyordu. Bu ülkede yaklaşık 150 yıldır insanımıza Batı değer yargıları ve kültürünün örnek gösterildiği, sonuç olarak toplumun da ne Batılı olabildiği ne de doğulu kalabildiğini görmek istemediler. Her olayda ve konuda olduğu gibi yine bir takım ideolojik yaklaşımlar sebebiyle meselenin özüne inilmedi. Meclis’te grubu bulunan partiler de meseleyi idam cezasına bağladılar ama bu hususta bir adım atmadılar. Sonuç olarak yüreklere düşen ateşin bir süre sonra tesiri azalmaya başlayınca konu gündemden düşmeye başladı, dileriz bu acıları bir kez daha yaşamayız. Ancak sorunlarımıza çözüm bulmak için herkesin düşüncelerini samimiyetle dile getirmesi ve dile getirilen düşüncelerden uygun bulunanların siyasiler tarafından hayata geçirilmesi gerekiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.