Hayaller yitirildiğinde…


İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış.

Hayallerine veda ettiğinde, yaşamın kıyılarını da terk etme sinyali verir gibidir.

Bu yüzden intihar edenler, önce hayallerini çekmişlerdir darağacına.

Atanamayan öğretmen gençlerin ceplerinden çıkan birkaç lira hepimizin yüreğini dağlarken, acı süreci başlatan hayallerin ölümüdür, tüm o cana son verme nedenleri.

Aşk acısından, kavuşma ihtimali bitenlerin başvurduğu pembe renkli hayallerin ölümü ile Lotte’siz bir yaşama dayanamayan genç Werther, saat 12.00 de silahını ateşleyip demir kapıları hayatın suratına kapatmıştı.

Emine Bulut’un anne ve babası da kızlarının hayallerini anlattıklarında, o genç yürek gibi kavuşulamayan hayallerinin de mezara gömüldüğünü öğrendi insanlar.

Tek hayalinin devlet memuru olmak istediğini anlatan anne, “Çok iyi bir çocuktu. Okulda hiç dövüşmezdi, şikâyet gelmezdi çocuğumdan. Başarılıydı, çok efendiydi, çalışkandı. Hep teşekkür takdir alırdı. Hep devlet işine girmek istiyordu.”



Annenin kızı ile hatıraları mutluluktan yana değil, hep hüzün dolu idi; “…yanımızda doğum yaptı. Telefon açtım kızın oldu diye. Telefonu yüzüme kapattı bir daha arayıp sormadı. 3-4 sene saklandı. Kredi çekti kaçtı. Kızım ödedi hep onları. Hep kumar oynuyordu.”

Zorludur yaşamı, genç kadının; kredi borçlarını öderken, son kuruşuna dek dikkatle harcamak, tutumlu olmak zorundadır. Fakat hayatının anlamlı saatleri de yok değildir, hayallerine tutunarak yarınlara umutla bakmaktadır;

“Hasta bakıyordu. Hasta bakıcılık yapıyordu. Bir yıldır karşıda Almancı kadın var ona bakıyordu. Ondan sonra da bacısı yatalaktı. Ona bakıyordu hastanede. Çok çalışkandı. Hiç hasta olup da yatıyorum demezdi. Hep kazanmak istedi sürekli. Ayın 24’ünde sınavı vardı. Halen dışarıdan üniversite okuyordu. Bilgisayar kursuna gidiyordu. Hep devlet memuru olmak istiyordu. Bir yerlere girmek istiyordu. Hayalinde hep oydu.

Şans böyleymiş. Hiç ayrı kalmazdı çocuğundan. Bugün 11 gün oldu. Akşam hep beklerdi. Dedesinin telefonundan telefon ederdi anne ne zaman geliyorsun diye. Sabah 9-10’a doğru gelirdi geceleri hastanın başında kalınca. Çalıştı çalıştı üstüne hiç bir şey almadı. Hep çocuğuma harcayayım dedi.



Ben evlenmek istemiyorum derdi, kızını yetiştirip bir devlet adamı etmek istiyordu. Hep hayali oydu. Kendi bu işlere girmediği için. O da kızına çok düşkündü”.

Üniversite okuyarak, bilgisayar kursuna giderek, devlet memuru olarak zorlu geçen yaşamını kolaylaştıracağı inancıyla hayata daha çok asılan Emine’nin sadece gencecik yaşamını değil yüreğindeki bütün umutlarını, mutluluklarını, hayallerini de çalıyor cani kocası.

Sadece Emine’nin değil yüzüne bakmaya kıyamayan anneciğinin de hayalleri tuz buz oluyor, hiç gülmemiş evladının bir gün huzur deryasında yüzeceğini hayal eden ailesinin de.

Üç nesil yara alıyor; torun, annesinin dizinde uzanacağı düşleri, bir daha dinleyemeyeceği mutlu biten masalları yitiriyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.