Güvenli bölge mi, güvenlik merkezi mi?

Belli ki bu Güvenli Bölge konusunu daha uzun süre tartışacağız. Özellikle de olaya Türkiye’nin bakışı ile ABD’nin bakışı arasındaki fark sebebiyle konu gündemden düşmeyecek. Çünkü Türkiye 40 kilometre derinlikten söz ederken ABD tarafı ya derinliği gündeme getirmemeyi, getirirse de 15-20 kilometre olarak ifade ediyor. Kısacası, yapılan açıklamalarda Güvenli Bölge’nin içeriği ve yüklenen anlam bakımından iki taraf arasında ciddi farklılık var.

Özellikle başlığa aldığım, “Güvenli Bölge mi, Güvenlik Merkezi mi?” sorusu iki tarafın olaya bakışında çok ciddi bir farkın olduğunu gösteriyor. Çünkü ABD tarafı özellikle de Pentagon Güvenli Bölge yerine Güvenlik Merkezi tabirini kullanmayı tercih ediyor. Bu ise iki tarafın olaya bakışında ciddi bir farklılık olduğunu gösteriyor. Çünkü eğer Güvenlik Merkezi tabiri Güvenli Bölge tabirinin karşılığı olsa ABD tarafının Güvenlik Merkezi tabirini kullanmakta ısrar etmesinin anlamı kalmaz. Kaldı ki, iki ülkenin olaya bakışındaki farklılık sadece Güvenli Bölge ya da Güvenlik Merkezi tabirinin kullanılışından da ibaret değil. Çünkü Türkiye ısrarlı bir şekilde Güvenli Bölge tabirini kullanırken bu bölgenin derinliğinin 25-30 kilometre olmasında da kararlı davranırken ABD tarafı bu konuda ölçü vermemekten özellikle kaçınıyor. Ayrıca Türkiye her fırsatta ve zeminde PKK eşittir YPG derken, ABD YPG’yi terörist saymıyor. Bu ise olaya bakıştaki bir diğer önemli farkı gösteriyor. Öyle anlaşılıyor ki, ABD Güvenli Bölge’yi YPG’yi korumak için kullanmak, Türkiye ise adı ne olursa olsun terör örgütlerinin Suriye’den sökülüp atılmasını istiyor.



İzah etmeye çalıştığım söz konusu farklılıklar konusunda özellikle ABD tarafı tavrını net olarak açıklamadığı sürece gerek Güvenli Bölge gerek Güvelik Merkezi olarak nitelendirilen bölgenin her an ‘ortak oyalama merkezi’ haline dönüşmesi mümkün. Kaldı ki, ABD’nin geçmişteki birtakım davranışları da hatırlandığında söyledikleri ile yaptıkları arasındaki fark düşünüldüğünde yeni bir problemin ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor. Ayrıca ABD’nin bölgede varlığı ve kalıcılığının yandaş terör örgütlerinin varlığını korumasına bağlı olduğu da düşünüldüğünde ABD’nin de, Rusya’nın da Suriye’de kalıcı barıştan yana olmadıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü Türkiye ile ABD arasında adı ne olursa olsun varılan bir mutabakata rağmen Suriye ordusunun İdlib ve çevresine yönelik saldırılarını artırmış olması ve sivilleri vurması da gösteriyor ki, aslında Suriye’de ABD ve Rusya ortak bir oyun sergiliyorlar.

Bir taraftan PKK militanları YPG’de karar mercilerinde yer almaya başlarken, aynı günlerde ABD’nin YPG’yi terör örgütü olarak saymadığını açıklaması, sanıyorum bir tesadüf değildir. Böyle bir ortamda öyle anlaşılıyor ki, gerek ABD, gerek Rusya ikili oynamayı sürdürüyorlar. Denebilir ki, şu anda sorunumuz Rusya’dan çok ABD ile iken Rusya’yı niçin gündeme getiriyorsun? Hemen belirteyim ki, Suriye konusunda ABD ne kadar güvenilmez ise Rusya da o kadar güvenilmez durumda. Çünkü Türkiye’ye verilen tüm sözlere rağmen Rusya, Suriye rejimine verdiği desteği sürdürüyor, onlar da sivil katliamına devam ediyorlar. Buna karşılık ABD de PKK/YPG terör örgütüne desteğini sürdürüyor, hâlâ ağır silahlarla donatıyor. Meseleye bu açıdan baktığımızda Suriye’de barışı ABD ve Rusya ile sağlamak mümkün görünmüyor. Onlar sadece kendi planlarını uyguluyorlar. Bu plan ise kendilerinin ve İsrail’in çıkarlarını korumaya yönelik. Gerisi laftan öte bir anlam ifade etmiyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.