BM’nin benden ne farkı var?

Birleşmiş Milletler’in (BM) dünya üzerinde barışı sürekli kılmak, savaş suçu anlamına gelen cinayetlerin önlenmesi, gerektiğinde bu tür suçları işleyen ülke ya da şahısların cezalandırılması maksadıyla oluşturulduğu söylenir. BM’nin böyle bir görevi olsa da bu görevi yerine getirecek bir gücü ve mekanizması maalesef bulunmuyor. Böyle olunca işlenen cinayetler konusunda benim gibi şikayetletmenin, arada işlenen cinayetlerle ilgili istatistiki rakamlar yayınlamaktan öte bir iş yapamıyor. Belki de yaptığı tek görev BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin dünya üzerinde işlediği cinayet ve sergilediği eylemlere uluslararası bir zemin sağlamak oluyor.

Suriye’de yıllardan beri cinayetler işleniyor. Şehirler harabeye çevriliyor, insanlar doğup büyüdükleri yerleri terk etmek zorunda kalıyorlar. Bunun sonucu olarak sadece ülkemize yaklaşık 4 milyon Suriyeli göç etmiş durumda. Bu arada ülkelerindeki çatışmalardan kaçarak kendilerine sığınabilecekleri bir liman bulmak için yollara düşen insanların Akdeniz’in sularında boğuldukları haberleri her gün medyaya yansıyor. Tüm bunlar olurken Batılı ülkeler bir yandan Suriye’deki cinayetleri seyretmeyi, hatta cinayetleri işleyenleri destekleyenlerin başında BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri bulunuyor. Böyle bir yapıya sahip BM’den yapılan açıklamalar anlamsızlaşıyor, ciddiyetini kaybediyor. Son olarak BM İdlib’de savaş suçu işlendiğini belirtilerek Güvenlik Konseyi’ni saldırıları engellemeye çağırmış. Sanki Güvenlik Konseyi ayrı bir kurummuş gibi bir görüntü veriliyor.



Son günlerde İdlib’de Esad’a bağlı güçlerin sürekli sivilleri bombalaması karşısında yapılan tüm açıklamalara rağmen saldırıları durduracak bir adım atılmış değil. Çünkü BM’nin özellikle de Güvenlik Konseyi’nin öyle bir yapısı var ki, daimi üyeler istemediği sürece BM’nin hiçbir olaya müdahil olması mümkün değil. BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock İdlib’deki vahşeti Güvenlik Konseyi’ne sunarak kıyıma dönüşen saldırılara karşı acil müdahale çağrısı yapması fazla bir anlam ifade etmiyor. Yani, Esad’ın destekçilerinden cinayetlerin durdurulmasını istemekten öte bir anlamı olmayan bir çağrı. Böyle olunca da sadece işlenen cinayetler karşısında yükselen tansiyonu indirmek adına yapılmış bir çağrı olmaktan öte geçmiyor.

Çünkü İdlib’de yaşananlar tam bir sivil katliamına dönmüş durumda. Bombardımanda hastane, okul, market, fırın gibi sivil yapılar vuruluyor. Lowcock çağrısında, “Sivillere kasti saldırılar, savaş suçudur ve bunun sorumlusu emri verenlerdir” diyerek bu saldırıları yapanlar hakkında uluslar arası soruşturma açılmasını ve saldırıların bir an önce durdurulmasını istiyor. Yan, havaya yapılmış bir çağrı. Çünkü Esad’ın bugüne kadar koltuğunu korumasını sağlayanlar başta ABD ve Rusya olmak üzere bazı ülkeler. Bu ülkelerin de Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olduğu, onlar istemediği müddetçe hiçbir yaptırımın hayata geçirilemeyeceği için BM’nin gösterdiği tepki ile benim köşemde İdlib’de işlenen cinayetlere gösterdiğim tepki arasında sonuç itibariyle bir fark kalmıyor.



Esad’ın savaş suçundan yargılanmasından önce yıllardan beri Esad’ı ayakta tutmak için destek verenlerin yargılanması gerekiyor. Onların başında ABD ve Rusya geliyor. Bu bakımdan öncelikli olarak Suriye’deki terör örgütlerini silahlandıran ve meydana süren ABD yargılanmadığı sürece Esad’ın yargılanması da mümkün olmayacaktır. Çünkü BM Güvenlik Konseyi bir karar alamayacaktır. Bu gerçeği bilerek bir takım açıklamalar yapmak, dünya kamuoyunu ciddiye almamak demektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.