Metrika

Fabrikalarına ateş doldur Ya Rabbi!

Fabrikalarına ateş doldur Ya Rabbi!

Böyle dua ediyor hoca efendi!..

Sanırım ne için olduğunu tahmin etmişsinizdir…

Vaazdan sonra dua ediyor, tabi Filistin’i de unutmuyor, zat-ı muhterem. Gayet de güzel dua ediyor. Filistin şahsında tüm müslümanlar ve de İslâm ülkeleri için yardım diliyor Yüce Allah’tan… Tabii ki âmin. Bütün cemaat de hep bir ağızdan aynı şey, Amiin!..

Sonra şöyle de diyor muhterem hoca efendi, “Yarabbi! Filistinli kardeşlerimize zulmedenleri ve onlara yardım edenleri tez elden Kahhar İsm-i Şerifinle kahr-ı perişan eyle!.. Onların evlerine, yurtlarına, fabrikalarına ateş doldur!.. Hep bir ağızdan âmin sesleri…

Doğrusu benim âmin demeye pek dilim varmadı. Tabii ki zulmedenlere ve de yardakçılarına en şiddetlisinden Rabbim azabını göndersin inşallah. Hatta evlerine de ateşler düşürsün ama yurtlarına ve fabrikalarına gelince biraz daha düşünerek, oradaki bir ayrımı yaparak yürekten bir âmin demek lazım gelir. Yoksa Allah korusun kendi ayağımıza sıkmış gibi oluruz.

Tabi nedenini de açıklayacağım. Yoksa akıllara ne gelir!

Garibim hoca efendi de cemaatin büyük bir bölümü de ne bilsin işin aslını. Gayet samimi bir şekilde amin diyorlar. Ancak ne yazık ki şer medyadan narkozlu oldukları için birçok şeyden de habersizler.

Mesele şu ki: Şu zalim Yahudi devletiyle en fazla ticareti biz yani bizim ülkemiz yapıyor. Maalesef öyle!..
Rahmetli Hasan Bitmez kardeşimiz de TBMM kürsüsünden tam da bunları dünyaya haykırırken son nefesini vermedi mi?

Utanarak ifade ediyorum ki hakikaten de utanılacak, yüz kızartacak bir husus! Maalesef Türkiye’den İsrail’e hem de savaş devam ediyorken hem de Filistinli kardeşlerimizin ve de bebeklerin kanları akmaya devam ediyorken; gıdasından tut da suyuna hatta ve hatta savaş gereçlerine kadar dahi mal ihraç ediliyordu. Hâlâ da devam ediyor…

İşin daha da utanç verici ve de yüz kızartıcı boyutu da bu ülkeyi yöneten ta tepedeki zat-ı zevatın uşaklarının gemileri ve gemicikleri ile yapılıyor bütün bu ticaret. Gidiyor-geliyor, gidiyor-geliyor. Dolu gidiyor-dolu geliyor... Peki ne geliyor?.. Ne olacak başta gıda olmak üzere bir sürü tüketim malları. Hoca efendi de cemaat de paşa paşa bu malları tüketmeye devam ediyor. Sonra da boykot malları almayın deniyor. Alınmıyor mu zannediyorsunuz? O halde neden geliyor.

Şimdi ‘Yurtlarına, fabrikalarına ateşler doldur!’ diye dua edilirken, ‘Âmin’ demekte ihtiyatlı davranmak gerekmez mi?
...
Bu nasıl bir algıdır Yarabbi!
Adamın biri sosyal medyada Peygamber Efendimizden örnek vererek, boykotun ne denli etkili olduğunu şöyle anlatmaya çalışıyor. ‘Hayber'in fethinde Yahudiler kalelerine sığınmış, bir türlü teslim olmuyorlardı. Hz. Peygamber onların ne denli mal düşkünü olduklarını bildiği için hurma ağaçlarını kesme emri vermiş de ancak o zaman teslim olmayı kabul etmişlerdi.’

Şimdi de mallarını boykot edilirse Yahudi, Filistin’e zulmetmekten vaz geçermiş. Biz de yorumlara şöyle yazdık: ‘Peki, bizim ülkemizde yahudi mallarının ne işi var ki boykot da edelim? Asıl itiraz buna olması gerekmez mi?’

Eh işte AKP’li kafası ne olacak! El cevap: ‘Canım o (ithalat) yeni mi ki? Eskiden de vardı.’

Gel de anlat!
Gel de bu körü bu köprüden geçir!
Oooof of!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Atilla Mehdigil - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.