Zekât Alacak İnsan Kalmamış

1950’den beri gelip-geçen bütün hükümetler döneminde en fazla konuşulan konu ekonomi oluyor.
Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu ve zamların enflasyona yutturulduğu… anlatılır durur.
Bu gidişle torunlarımız da aynı konuları tartışmaya devam edecekler.
Müslüman insanın kapitalist ekonomiyle başarılı olması mümkin değildir.

Amerika’da, İngiltere’de okumuş, sular seller gibi onların kitaplarını yutmuş, onların üniversitelerinde yıllarca kapitalist ekonomiyi okutmuş Müslüman insanlardan birçoğu o okuttuklarının çoğunluğunu uygulamaktan kaçınır.

Zayıf da olsa imanı, o sömürüyü yapmaya izin vermez.
Milyarlarca dolara sattığı uçağın parasını aldıktan sonra “Vazgeçtim, uçağı da parayı da vermeyeceğim” diyebilecek değil bir profesör, en serserimiz bile yaptığının yanlış olduğunu bilir ve rahatsızlık duyar.
İran’ı, Turan’ı, Mısır’ı, Şam’ı, Yemen’i… yöneten Hazreti Ömer’in maaşı, Medine’de onun nüfusunda olan bir fakirin maaşıyla belirlenmiş, böylece asgari ücretin sınırı da çizilmiş.

Dört mezhep imamına göre de, bunların dışında kalan diğer mezhep imamlarına göre de beğenilen, ilmi, takvası, yönetimi, adaleti konusunda kimsenin yerici söz etmediği ve Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali (Allah onların hepsinden arzı olsun) sonra halifeliği hakkıyla yerine getiren beşinci halife olarak kabul edilen Ömer bin Abdülaziz’in yönetimi iki buçuk yıl sürmüş ve vefatıyla son bulmuş ama adı tarih kitaplarında yaşadığı gibi Müslüman halkların dilinde de rahmetle anılmaya devam ediyor.
Hicri 61-101 doğmuş, miladi 680-720’de vefat etmiş Allah rahmet eylesin.
Dayısı olan Abdullah bin Ömer’den ders almış.
Tabiinin büyüklerinden ilim tahsil etmiş.
Emevi sultanı Abdülmelik’in kızıyla evlenmiş.
Haccac-ı Zalim gibi zalim valilerin zulmünü halifeye şikâyet etmiş.
Velid’den sonra sultan olan Süleyman, onun bu şikâyetlerini dinleyip adalet işlerine yönelmiş ama eceli gelip ahirete giderken sultanlık makamını oğluna veya kardeşine değil, Ömer bin Abdülaziz’e bırakmış.
Sultanın defninden sonra sultanlık makamına oturmamış.
“Bu makam verasetle elde edilen makam değildir.
Ulema meclisi kurulsun ve kendilerine bir halife seçsinler” demiş.

Ulema meclisi düşünmüş taşınmış, hepimizden daha âlim, hepimizden daha takvalı, bu makam elinde iken kabul etmeyenden daha iyisini bulmamız mümkin değil diyerek yine onu seçmişler.
O da makama oturduğu günden itibaren hemen saraydaki bütün mücevheratın hazineye götürülmesini ve oradan halka dağıtılmasına karar vermiş.

Bugün hazinenin halka dağıtılarak devletin değil, halkın zengin olmasını içine sindirecek bir ekonomist bulmak zor.

500 tane zenginin hepsi dindar olsa da, hepsi iyi niyetli olsa da, 84 milyonun aklıyla onların akılları yarış yapamaz.
Beş yüz insan kabiliyeti ile 84 milyon insanın kabiliyeti ölçülemez.
84 milyondan nice insanlar çıkar ki, 500 kişinin aklına hayaline gelmez helal yollardan ülke kalkınmasına katkıda bulunurlar.

Ehl-i beyitten olanların mallarına el konulanların, sahiplerine iade edilmesine,
Araplarla Arap olmayanlar arasındaki ayrımcılığın kaldırılmasına,
Zalimliğiyle meşhur valilerin görevden alınmasına,
Fıkıh/hukuk dalında en bilgililerinin en takvalısının kadı/hâkim olarak atanmasına,
Günümüzde imtihanı kazanan kim olura olsun, ne olursa olsun atanır.
“Takva ölçer makine mi var” denebilir.

Osmanlının uluslararası ticaret izni verdiği kişilerin, yirmi yıllık tacir olması ve bu zamanda sözünde, malında, senedinde hile, hurda, sahtekârlık olmaması aranmış.
Günümüzde bir ayda şirket kurup, hayali ihracat yapıp, köşeyi dönüp dokunulmazlık almak için siyasete yönelenleri gördü bu millet.

Osmanlı’nın yükselme döneminde Batılı bir tacir, İstanbul’a gelir, dükkândaki bütün kumaşları satın aldığını ve paketlemesi gerektiğini söyler.
Batılı tacir paketlenen malların yanında paketlenmeyen bir top kumaşı görünce sorar, bunu neden paketlemedin, der.
* O kusurlu?
Batılı adam bakar, kusuru göremez, ben göremiyorum der.
Gösterince “kabulümdür, onu da paketle.”
Paketlemem. Sen kabul etsen de ülkende senin sattığın adam bu ayıbı bizim milletimize ve dinimize yükleyecek. Onun için sana satamam.
Burada biraz eksik ücretle ayıbını da göstererek kendi vatandaşımıza satarım” der.
İşte takva bu.
Emevi hanedanının haksız yollardan elde ettiklerini sahiplerine geri verdi,
Cuma hutbesinde Evlad-ı Rasül’ü aşağılayan bölümün okunmasını yasakladı.
Haricilerle ehl-i beyti barıştırdı.
Ehl-i beyte saygıda kusur etmemeye dikkat etti.
Ömer bin Abdülaziz, devlet başkanı iken şehrin valisi, “Efendim biraz tahsisat gönderseniz de şehrin etrafını surlarla çevirsek. Düşmana karşı korunmuş oluruz” demiş.

Devlet başkanı, “Şehrin bütün evlerini ve şehrin çevresini adalet duvarıyla çeviriniz. Taştan duvarlar yıkılır ama adalet duvarını yıkmaya güçleri yetmez” deyivermiş.
O surlar, onları korumamış ki, Müslümanlar, orayı fethetmişler.
İşte o beşinci halifenin 2,5 yıllık döneminde zenginler, zekâtlarını verecek fakir bulmakta zorluk çekmişler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.