Yorulmayan mucize kadınlar…

Yaz işleri durmak bilmez kırsal alanda.Sadece ölümler bir günlük mola verir çalışmalara.

O yüzyıllık kadın da, dikdörtgen memleketin kuzeyinde ölüp de, bir ambulansla doğudaki köyüne getirildiğinde.

Modern zaman ölüsüdür.

İlle köyümde gömülmek istiyorum, demenin bedelidir.

Ki kuzeyde deniz esintili, bol ağaçlı bir kabristanın serinliğinde yatmak vardır.

O otları sararmış, gideni kalmamış, ahalisi çekilip köyleri terk edip şehirlere temelli yerleştiklerinden.

Sadece mezarlık değil köyler de ıssız.

Han gibi evler.

Kerpiçten küçük saraylar.

Köyün en görkemli evi olan yuvasının kapısında paslı kilitler.

Artık yaşlanmış çocuklarının minderlerde oturacak takati olmadığından mı?

Şehrin dar apartmanlarının küçük salonlarındaki koltuklar tercih ediliyor.

Salgın da var diyorlar.

Elbet konforlarından vazgeçmemek değil.

Kim açacak kapalı kapıların ardındaki odaları.

Kim kerpicin tozunu toprağını ıslatıp süpürüp silecek.

Mutfakta tezgâh olmaması artık yaşlanmış gelinlere ve yaşı ilerlemiş torunlara büyük sıkıntı.

Yere çömelerek gelenlere ikram hazırlamak herkeste bulunan bel rahatsızlığını iyice artırmakta.

Bu yüzden cenazelerde taziye kabulü artık camilerde inşa edilen salonlarda gerçekleşmekte.

Oysa o kadının sağlığında, o ev ne davetler verdi.

Ne düğünler yaptı.

O küçük cüsseli kadın bir dev olurdu oğullarını evlendirirken.

Yedi köyün misafirlerini ağırlardı.

Tosunlar kesilir, kazanlarla pilav, sütlaç yapılır, sinilerle baklava açardı.

Hacdan gelen kayınvalidesi kayınpederi için de düğünden daha az şatafatlı değildi konuklara yaptığı yemekler.

Ne ölümler görmüştü o ev.

Çok çocuklu bir eve gelin gitse de, isterdi ki aile büyükleri kendi evinde kalsın, onlara kendisi baksın, son nefeslerinde bir tas su versin.

Büyüklerin vefatını da neredeyse şölene çevirirdi.

Gözyaşlarını silerek bu kez kazanın altına odunları yerleştirir, yemekleri pişirirdi.

Onun orta yaş sürecinde çocuktum, gözümde o ev, kerpiçten köşktü.

Bolluk bereket.

En önemlisi etrafın temizliği idi.

Sakız gibi örtüler divanlarında serili, bol ağaçlı bahçeye bir yaprak düşürmezdi.

Her taraf o denli özenli idi.

Etrafı dağıtan dut ağaçlarının elbiselerini giydirmiş, bir hasavanla kalın gövdelerini çepeçevre kuşatmış, dökülen dutların şırasının etrafı kirletmemesi için bütün tedbirleri almıştı.

Ev halkı uykudayken ateşi yakar, büyük kazana o dutları alır, pekmezi sabah namazı sonrası kaynatmaya başlardı.

Ne zaman ineklerini koyunlarını besler, temizliğini yapar, sütünü sağıp kaynatıp kahvaltıya yetiştirirdi, bir muammaydı.

Eskilerin yorulmaz bedenleri, tükenmez güçleri mi vardı yoksa bin tane elleri mi hâlâ şaşarım. Ölümden uzak o yaşamın nasıl canlı, nasıl aktif bin renkli bir koşturmacası vardı.

Yüzyıla yaklaşan ömrünün son on yılını güçsüz ve hasta olarak geçirse de yatak hastası olmadığına şükrederdi.

Cenazesi ile de anlattı ki, o yorulmayan mucize kadınlar bir bir tükenmekte.

Yerlerine yenileri gelmeyecek.

Muhayyilemizdeki yerlerini alacaklar.

Onları biz gördük, teyze olarak yaz tatillerinde birkaç ay masal kadar güzel günler yaşattılar.

Gelecek nesillerin hiç bu kadar güzel, çalışkan, temiz teyzeleri olmayacak.

Kabri nur, mekânı cennet, hediyesi Fatiha’lar olsun inşallah.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.