Yazıklar olsun bana

Ağlamak insan olduğumuzun işaretidir diyeceğim amma diyemiyorum.

Çocuktum, şap hastalığından öküzümüz öldü.

Fabrikamızın, ekmek teknemizin yarısı yok oldu.

Öküzümüz çok sevimliydi.

Anam çok ağladı. Babam, diğer öküzümüzün karşısına koşacak öküzümüz olmadığından, yeni bir öküz almaya para bulunmadığından onun iç yanması daha fazlaydı ama bildirmiyordu.

“Eşeği koşarız dengine” dedi.

Ölen öküzümüzü, babam, ağabeylerim ve komşuların yardımıyla köyün kenarındaki küllüğe sürüyerek götürdüler.

İkindi vakti güneş batmak üzere iken köyün sığır sürüsü, dağdan köye girerken öküzümüzün ölüsünü gördüler ve o güne kadar duymadığım bir sesle böğürmeye başladılar.

Beş on dakika başında böğürerek dolaştılar.

O zaman anladım, hayvanların da ağladığını.

Utanmayan bir yüzle ağlamak,

Yanmayan bir yürekle of, puf demek,

Biz sahte gözyaşlarıyla ağlayalım ama o kadın ağlamasın.

O kadın kısık ve kesik kesik ağlarsa, yakar bizi bir damla gözyaşıyla.

Başımıza karalı yazma bağlayıp ağlayarak yürekleri dağlama yerine üzerimize düşen yardımı sağlayalım biz.

Gönülden gelen sevinç veya üzüntü üzerine gözden yaş, dilden söz, elden yardım çıkması gerekirken, cimriler, söz ve yaşla savuştururken zalimler, garibin üstünü örterler ve sağken yokluk kabrine koyarlar.

Kadının açlıktan konuşmaya dilinde derman kalmadığı gibi gözünden akacak yaş da yoktu.

Kadında feryat yok, figan yok, gözyaşı yok… Yok, yok.

İşte bu yok’lar yok eder bizi.

Yoksulluk, yokluk yok etmez bizi.

Saçını başını yolmamakla başımızı öne eğdirir bize.

O kadın, ağlamakla değil suskunluğuyla, diş bilemekle değil, diş sıkmasıyla bitirir bizim işimizi.

Dövünmemekle döver bizi.

“Evinden, kamyonlar dolusu çöp çıktı” diye haber geçtiler ve üzerine yürüdüler.

Şehirde dolaşan, meydanları, caddeleri, sokakları dolduran yürüyen çöp bidonu adamlar ayıpladılar onun çöplerini.

Işıklı salonlarda, israf sofralarında, haram ticaretlerinin planını yapanlar, bir mahallenin bir günlük yiyeceğini bir gecede artıklarıyla çöp bidonunu dolduranlar, bütün şehri pis kokuyla dolduranlar ayıpladılar onu.

Yeğenini açlığa terk eden, evini çöplük yapan kadını bir dinleyen oldu mu?

Normal biri bunu yapabilir mi?

Bunu yapan normal sayılır mı?

O, bir şeyini kaybetmiş ama neyini kaybettiğini bilemediğinden olabilir mi?

Ayaklı çöp bidonu insanları görmesin diye yeğenini ve çöplerini herkesten gizlemiş olamaz mı?

Ahlaki düşkünlük, maddi düşkünlükten daha kötüdür.

Biz, insan mıyız?

Kendimiz cevap vermeyelim.

Rabbimiz ebrar/iyi insanları, cennete layık olanları tarif ederken çalışmaya gücü veya imkânı olmayan fakirlere, yetimlere ve esirlere kişinin kendisinin severek yediğinden ve vermesinin karşılığında teşekkür bile beklemeyen ve bunu da Allah’ı sevdiği ve onun rızasını kazanmak için veren Müslüman’ın, iyi insan olduğunu haber veriyor:

“Sevmelerine rağmen, yemeklerini fakire, yetime ve esire yedirirler.

Biz ancak Allah rızası için yediririz, sizden bir karşılık ve teşekkür istemeyiz” (derler). (İnsan süresi ayet 76/8)

Ayete dikkat ediniz, esire de kendisinin sevdiği yemekten verdiğini söylüyor.

Esir, kâfirden olur. Kâfire bile yardım edileceğini haber veren Rabbimizin bu ayetinden sonra aç insana yardım ederken dinine, günahına, yaptığına bakılmadan verilir.

Rabbinin huzurunda:

“Ümmetiiiim, ümmetiiim” (Müslim, Sahih, K. İman, bab 89) diye inleyen o rahmet peygamberi:

“Komşusu aç iken, tok yatan (hakiki) mümin değildir” buyurmuş. (Buhari, Edebü’l-müfred hadis no 112, Hâkim, Müstedrek, K. Büyu’ hadis 2166)

Haksız yere akıtılan bir damla kandan, yetimin gözyaşından, sahibinin üzerine yıkılan evden, kırılan her kalpten, ağıtların yankısından kendisini sorumlu hisseden Hazreti Ömer’in dilinden anlatıyor Mehmet Akif Ersoy merhum:

  “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu,

  Gelir de adl-i İlâhî sorar Ömer’den onu!

  Bir ihtiyar karı bî-kes kalır, Ömer mes’ûl!

  Yetimi girye-i hüsran alır, Ömer mes’ûl!

  Bir aşiyan-ı sefalet bakılmayıp göçse:

  Ömer kalır yine altında, hiç değil kimse!

  Zemine gadr ile bir damla kan dökünce biri:

  O damla bir koca girdap olur boğar Ömer’i!

  Ömer duyulmada her kalbin inkisarından;

  Ömer koğulmada her matemin civarından!

  Ömer halife iken başka kim çıkar mes’ûl?”

 Dicle’nin kenarında değil, büyük şehirlerin sitelerinde, apartmanlarında, resmi ve özel milyarlık kurumların içinde açlığa mahkûm ırgatlar ırgalanıyor.

 Yazıklar olsun bana.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.