Asırlık Masallar Biterken…

Sanırım ormanlar hususunda en duyarsız milletiz. Geçen yıl gördüğümüz orman köşelerini,

Bu yıl yerlerinde bulamıyoruz.

O zümrüt okyanus.

O ağaçların omuz omuza verip halaya durdukları.

O yeşil dostların,

Nasıl acımasızca başları vurulmuş.

Bahane hazır, yol genişletme çalışmaları.

Virajların iki yanı bıçakla kesilir gibi alınmış.

Yetmemiş.

Ağaların villa ihtiyacı için hazır iş makinaları dev ağızları ile toprağı yutup, ağaçları kökünden çıkarırken,

Beton taraçalar kurup dümdüz etmişler nazlı tepeleri.

Muhtemelen orman manzaralı tesislerin de hazırlığı bu taraçalar.

Yüksek otellerin, restoranların.

Nasıl kırılmış kalbi doğal hayatın.

Koyun sürüsü peşinde dolaşan yaşlı kadın, daha yüksek tepelere çıkmak zorunda kaldığını anlatmakta.

Teknolojik devlerin çiğnediği alanda ot, çimen, süt veren bitkiler de yok edilmiş.

Sürüyü ve yaşlı kadını korumakla görevli ortaokul öğrencisi nenesini, bizi dinlemiyor.

Bu sohbetten hoşlanmıyor.

Belki de görmedi bile bizi.

Açmış telefonu, kurt sürüye girse haberi olmayacak kadar kaptırmış kendisini.

Yaşlı kadın geçen yıl daha az yukarı çıktığını, evinden bu kadar uzaklaşmadığını anlatmakta.

Fakat seneye bu bir saatlik ot arama serüveninin daha da artacağından, sürüsünü nasıl besleyeceğinden endişeli.

Her yan kum, çimento, çakıl taşı.

İnek sürüleri beyhude bakınmaktalar yeşil bir tutam çimene.

O kadar yol gelmişler hâlâ karınları aç.

Hangisi teknolojinin yasını tutmamakta ki.

Ne meşakkatle yürüyerek gittiğimiz.

O cennetten köşe şelale de boynunu bükmüş.

Daha az ağaç, daha az yağmur ve kar suyu demek olduğunu bilmeyen vinç operatörleri, Şelalenin yerini de bilmemekte zaten.

İki saat yürüyüp bulamadığımızda o çağıltılı sesin sultanını.

Yol işçileri bilir yerini deyip soruyoruz.

Yok bilmiyorlar.

Müze, ören yeri, antik kent, yeşil alan gezmeyen necip milletimizin evladının, aylardır çalıştığı yol inşaatı yakınında, burnunun dibindeki dünya güzeli şelaleden haberi yok.

Meğer sesini kaybettiği için bulamamışız, masalımızın şahika güzelini.

Çağıltısı, hacmi, cüssesi yok.

Taşı, kayayı, tonlarca ağırlığı sürükleyip atan hırçınlığı, takati kalmamış.

Önündeki göl görünümlü su birikintisinde de mecal kalmamış.

Kenarındaki kayalara oturup çıkınımızdaki ekmeği yediğimiz o efsane güzele bakmaya doyamadığımız anılar masal olmuş.

Kendisine su getiren kollarını kırmış, vinçler. O dağın bin derde deva kaynak sularını bile kurutmuş zehirli teknoloji.

Bilirdiniz hangi suyun ne olduğunu, tadları bile birbirine benzemezdi.

Cevizlik’ten mi, fundalıktan mı ya da bir ıhlamur ağacının köklerinden mi geldiği bilinen o kaç asırlık kaynak suların da vurulmuş boynu.

Kurutulmuş soyu.

Yol yaparken, doğal hayatı katlediyorsunuz. Biraz daha özenli, planlı, çevrenin etüdü çıkarılarak yapsanız işinizi.

Yok etmeseniz asırların birikimini.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.