Kahramana kalbini kilitleyenler

Sadece bahçıvan değildi.

Yardımseverdi, çevresine ilgiliydi, insanlara merhametliydi.

Yapıtlarını insanlara gösterirken gururluydu.

Bir çocuk gibi gül çubuğundan yetiştirdiği fidana dönüşmüş eserleri onun yaşama sevinciydi.

Mesleği onu anlatamıyordu.

İşten kaçmıyor, yardıma koşuyor, taşınacak kolilere omuz veriyor.

Bunu da tabii vazifesi olarak görmekteydi.

Gören, huzurunu yüzünden okumaktaydı.

Sıkıntısını yüreğindeki kafese hapsediyor.

Hocaların ona hâl hatır sorması hoşuna gidiyor.

Kendi sorunlarına dalıp gidenlerin yanından geçerlerken bile bir selamı esirgeyişlerine, aldırmıyordu.

Kendisini bir barometre ya da kazma kürek olarak görenleri hissetmiyor değildi.

Onlar arkadaşlarını asla görmezden gelmiyorlardı.

Lakin karşılaştıkları kendisi olduğunda.

Böyle lal oluşlarına, kör bakışlarına alınmamaya, incinmemeye çabalıyordu.

Belki onların da evde bir sorunu vardır, eşi ile tartışmıştır, birinin matemini tutmaktadır, sağlıkla ilgili aksayan bir yan vardır diye düşünmekteydi.

Makinelerin, bataryaların, çelik aksanın arasında bunalmış hocaların her ders çıkışı onun gülen gözleri ile karşılaşmaları aslında kendilerine ne kadar iyi gelmekteydi.

Fakat anlatmıyorlardı işte.

Her defasında teşekkür etmekteydi.

Hocaların bahçeye aldığı güllere.

Tek başına cennete çevirdiği bahçe için acaba kaç kişi ona şükran duymaktaydı, bunun çetelesini tutmuyordu.

Bu düşünce kimi zaman dekanlıktaki toplantıda dile getirilmekte miydi acaba,

“Arkadaşlar teknolojik gelişmelerle haşır neşirsiniz fakat o kahramanı kutlamayı unutmuyorsunuz değil mi” diye bir öneri birinin aklından geçmiş miydi.

Ya da “geçen yıl havalar kuraktı, göle salacak su bulamadık bu yıl göletlerin suyu bol, şelaleler gürül gürül çalışmakta, hep o kahramanın gayretiyle olmakta bu güzellikler, sadece motorların gücü değil o kahramanın yüreğinden çağlayan notalardır, kalplerinizi kilitlemeyin ona” diyen çıkmış mıydı?

Vazifesi olmasa da yeni gelen asistanın odasına eksik eşyaları taşıyor,

Evlenecek bayan hocanın gelen kargolarını bir köşeye istifliyordu.

Hatta bu çeyiz işiyle öylesine ilgilenmekteydi ki.

Kimselere diyemiyordu bu gizli sevinci.

Onları üzmemek için belki de.

O hocahanım yaşında, bir kızının olduğunu.

Doğuştan engelli olup da yürüyemediğini.

Eğer iyi olsaydı belki şimdi onun çeyizini yapacaktım dercesine kolileri şefkatle, mutlulukla, kibarca öylesine içten taşımaktaydı.

Ne var ki insanların bilmediği bu sırra, onun yetiştirdiği genç gül fidanları yakinen vakıftı.

Onlarla konuşmuştu.

Kızının saçlarını anlatmıştı.

O hocahanımın saçlarını benzetmişti kızına.

Konuşamadığını lakin baba kız gözleriyle anlaştıklarını.

Hatta dalından koparmaya kıyamasa da geçen gün rüzgârda kırılan bir gülün goncasını yavrusuna götürdüğünde onun sevincini.

Eşi ile birlikte gözleri yaşararak izlemişlerdi.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.