Asıl Yük

Siyasi iktidar, uzun bir süre ekonomide hiçbir sorun olmadığını iddia ederken, içinde bulunduğumuz süreçte artık bu realiteyi kabul ediyor. Ancak bunu yaparken de ne bir sorumluluk kabul ediyor ne de Türk ekonomisinin pandemi öncesinde de sıkıntılı olduğu gerçeğini göz ardı ederek, “Dünyada da enflasyon sorunu var” ifadelerine sarılıyor. Yani dünya genelinde sıkıntı olmasa “ekonomimiz çok iyi” algısına oynanıyor.

Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik buhranı (krizi değil) yaşanırken ve tartışmalı rakamları bir kenara koyup da gerçeğe yakınsayan ve sokağın nabzını yansıtan rakamları düşündüğümüzde belki de en büyük enflasyonu yaşarken, hala “dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına gireceğiz” gibi komik kaçan ifadeler, toplumla alay etmeye dönüşüyor artık.

Türkiye’de iş gücü piyasasının yarısı asgari ücretli, 13 milyon emekli var, 12 milyon kişi sosyal yardımlarla geçiniyor, 4 milyon haneye yılda iki kez doğalgaz fatura desteği veriliyor. TÜİK’in 2021 yılına ilişkin Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasına göre, “sürekli yoksulluk oranı” yüzde 13,8, “ciddi maddi yoksunluk oranı” ise yüzde 27,2’yi bulmuş durumda. TÜİK’in ifadelerine göre, “Finansal sıkıntıda olma durumunu ifade eden maddi yoksunluk; çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon ve otomobil sahipliği ile ekonomik olarak beklenmedik harcamaları yapabilme, evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilme, kira, konut kredisi ve faizli borçları ödeyebilme, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme ve evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme durumu ile ilgili hane halklarının algılarını yansıtıyor”. Toplumun dörtte birinden fazlası bu durumda yani!

Yine aynı araştırmaya göre, konut alımı ve konut masrafları dışında borç veya taksit ödemesi olanların oranı 1 yılda 5,4 puan artışla yüzde 63,7 olmuş. Hanelerin yüzde 60,8’i evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını, yüzde 33,4’ü beklenmedik harcamaları, yüzde 20,5’i evin ısınma ihtiyacını, yüzde 62,9’u eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak karşılayamadığını beyan etmiş. İnanlar, insanca bir yaşamın gerektirdiği ne varsa hemen hepsinden feragat ve fedakarlık etme noktasındalar ve hala “dünyanın en büyük 10 ekonomi arasına gireceğiz” masalları dinlemekteyiz!

Yetmezmiş gibi halk ekmek kuyrukları, belediyelerin indirim kuponları ve 100 liraya bile muhtaç insanların varlığı söz konusu.. İnsanlar artık pazardan, marketten haftalık vs değil günlük ihtiyaçlarını, onu da oradan buradan kısa kısa yapıyor. Birkaç sene önce uğruna tanzim çadırları kurulan soğan 5 lira, patates 10 lira olmuşken, bakliyattan tutun da süt ve süt ürünlerine kadar her şey lüks görülmeye başlamışken, insanlar en basit yemekleri bile nasıl yapacaklarını hesap etmek zorunda kalıyorlar. Bu fakirleşmenin bırakın sorumluluğunu almayı, adını bile koymayan, suçu sürekli küresel koşullara atan bir anlayıştan bu sorunu çözmesini beklemek de beyhude gözüküyor.

Temel ihtiyaçlarını bile ancak yardımlarla karşılamaya çalışan insanların varlığı normal midir? Yanlış ekonomi politikalarının neticesi olarak kartopu gibi büyüyen bir fakirleşme Türkiye’nin gerçek gündemiyken, hala “en büyük 10 ekonomi arasına gireceğiz” veya “ihracatta rekor kırıyoruz” demek kamuoyu oyalamaktır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın bayramdan önce, bayramlarda verilen ikramiyenin enflasyona göre artmasını bekleyen milyonlara “gündemimizde böyle bir şey yok” diyor ve bunun bile bütçeye 25 milyar TL “yük” getirdiğinden yakınıyordu. Bu ülkenin insanına yapılan ödeme yük ama Kur Korumalı Mevduat denen faizciye faiz garantisiyle 3 ayda 25 milyar TL ödemek “yük” değil! Emekli olduğu halde hayat şartları ve aldığı aylığın yetersizliği nedeniyle hala çalışmak durumunda kalan emeklilerin varlığı bile ekonominin yönetilemediğinin kanıtı değil mi?

Orta direği bitirip yardıma muhtaç yoksullar üreten ve bununla da övünen bir anlayıştan halkın geçim meselesini anlamasını beklemek mümkün değildir. Ve asıl yük, bu ülke insanının misal kışın domates alabilmesini veya kendi paralarıyla aldıkları arabalarına binebilmesini bile başına kakan, her fırsatta insanlara bir şeyleri kendilerinin bahşettiği kibrini sergileyenler, sebep oldukları ekonomik buhrandan dolayı en ufak bir sorumluluk dahi hissetmeyenlerdir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.