Yahudi göçü ve sabetaycılık

15. yüzyıl Avrupa’sında kölelik, engizisyon mahkemeleri ve mezhep çatışmalarıyla ortaya çıkan güçlünün zayıfı ezdiği, zulmün kol gezdiği bir dönem yaşanıyordu. Katoliklerle Protestanların birbirinin hayat hakkına tecavüzleri, başka dinden olanlara karşı tahammülsüzlükler revaçtaydı.

Avrupa’nın diğer ucunda, Kuzey Atlantik Okyanusu’na bakan İspanya’da Endülüs Emevi Devleti’nin hâkimiyeti hengâmında huzur ve güven ortamı hâkimdi. Burada yaşayan gayr-i müslim unsurlar (Yahudi, Hıristiyan), İslâm dininin kendilerine tanıdığı mükemmel haklarla, tam bir güven ve huzur içinde emân altında yaşıyordu. Ancak İslâm devletinin yıkılmasından sonra burada hâkimiyet sağlayan Hıristiyan yönetimin, kendi din mensupları arasındaki mezhep çatışmaları ve diğer din mensuplarına karşı uyguladıkları baskıdan ve sürgünden sadece Müslümanlar değil, Yahudiler de payını alıyordu.

İspanya’da yaşanan bu huzursuzluk ortamından kurtulmak isteyen Don İsak Abravanel ve Don Abraham Senor gibi Yahudi zenginleri, altın karşılığında sürgünü durdurmaya çalışsa da toplum içinde itibarları zayıf olduğundan bu çabalar karşılık bulmadı. Herkes Yahudilere sırtını dönüyor, gidecek yurt bulamıyorlardı.

Yıl, 1492...

Hıristiyanların sürgün ettiği, itibar zafiyetinden dolayı sığınacak liman bulamayan Yahudilere Devlet-i Aliyye-i Osmaniye kucak açtı.

Sultan II. Bâyezîd (Bâyezîd-i Velî), zor durumda kalan Yahudilerin Devlet-i Aliyye-i Osmaniye topraklarına göç etmesine müsaade etti. Böylece İspanya Yahudileri, Osmanlı’nın merhametiyle “göçmen” olarak kabul edildi.

31 Mart 1492’de Pîrî Reis’in amcası Kemal Reis’in kumandasındaki Osmanlı gemileriyle göç eden 150 bin İspanya Yahudisi “Selanik, İstanbul, İzmir, Edirne, Bursa, Gelibolu, Manastır, Larissa, Eğriboz, Mora, Livadiye, Tırhala vb.” yerlere yerleştirildi ancak ana merkez Selanik’tir.

Osmanlı topraklarına göç ederek canlarını kurtaran Musevilere, İspanya kökenli oldukları için Sefarad adı verilir. Zira İbranicede “Sfarad”, “İspanya” anlamına gelmektedir. İspanya, Portekiz, İtalya, Kuzey Afrika, İstanbul ve Anadolu’daki Yahudiler “Sefarad”dır. Orta Avrupa ve Almanya kökenli Yahudilere ise “Aşkenaz” adı verilir.

Yahudilerin İspanya’dan göçlerini ve sonrasını iyi analiz etmek gerekir. Sefarad Yahudilerinin İspanya’dan göçe zorlanmaları ve Osmanlı Devleti’nin onlara kucak açışı, ileride Osmanlı Devleti sınırları içinde ortaya çıkacak Sabetaycılığa zemin hazırlayacaktır. Eğer Osmanlı Devleti, 1492 yılında Sefarad Yahudilerinin Hıristiyanlar tarafından yok edilme tehlikesine göz yummuş olsaydı; bugün Sabetaycılıktan bahsetmeyecektik.

1626’da İzmir’de doğmuş, 1675’te Ülgün’de ölmüş; Mesihlik iddiasıyla ortaya çıkmış “Sabetay Sevi” adlı bir hahama bağlı olan ve sahte olarak Türk ve Müslüman gibi görünen, aslında Yahudilik ritüellerine bağlı bir cemaat olan “Sabetaycılar/Dönmeler” gerek Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında gerekse Cumhuriyet döneminde iki kimlikli, gizli ve güçlü bir cemaat ve lobi olarak varlıklarını devam ettirdi.

İspanya’dan göç eden bir aileye mensup olan Sabetay Sevi, 1648’de İzmir’de Mesihliğini ilan ederek propagandaya başladı. Sabetay Sevi, bu faaliyetlerini o kadar abartmıştır ki, bütün dünyayı ele geçireceğine inanarak dünyayı 38 parçaya bölmüş ve her birine kral tayin etmiştir. Bazı Musevi âdetlerini değiştirmiş “Tanrının tek ve ilk doğan oğlu Sabetay Sevi” imzasıyla beyannâmeler göndermiş; kendisini “Yahudilerin kurtarıcısı” ve “Siyon devletinin kurucusu” olarak görmüştür.

Bütün bunlar, Osmanlı hâkimiyetindeki müsamahakârlığı (toleransı) göstermesi açısından önemlidir. Osmanlı Devleti, maiyeti altındaki topluluklara asla baskı yapmamış, belli bir hareket alanı bırakmıştır. Faaliyetler, devleti çok zor duruma sokacak dereceye gelmedikçe müdahale etmemiştir. Sabetay Sevi olayı da böyledir. Bu olay iyice çığırından çıkınca, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye müdahale ederek Sabetay Sevi’yi sigaya çekmiştir.

İzmir kadısının meseleyi Sadrazam Köprülüzâde Fazıl Ahmet Paşa’ya arz etmesi üzerine sahte mesih Sabetay Sevi, tutuklanarak Edirne’deki Osmanlı sarayına getirilmiş, Sadrazam Kaymakamı Mustafa Paşa, Şeyhülislâm Minkarîzade Yahya Efendi ve sultanın imamı vaiz Vanî Mehmed Efendi’den oluşan bir heyetin huzuruna çıkarılmış, Padişah IV. Mehmed yandaki odada soruşturmayı dinlemiştir. Sabetay Sevi’ye “Mesih olduğunu iddia ediyorsun. O halde mucizeni göster. Bunun için seni soyun, nişan dikeceğiz. Eğer oklar vücuduna işlemezse o zaman sultan da senin Mesihliğini kabul edecek” denilmesi üzerine ölümden korkmuş ve Müslüman olduğunu iddia etmiştir. Bunun üzerine Aziz Mehmed Efendi ismini almıştır. Ancak buna rağmen gizlice Yahudilik propagandasına devam etmiştir.

Sabetay Sevi’nin 1675’te Ülgün’de ölümünden sonra da Sabetaycılık, esrarını koruduğu, görünürde Türk ve Müslüman, gerçekte Yahudilik inancına bağlı bu grubun aradan geçen uzun yıllarda çok etkili bir güç haline geldiği görülmektedir.

Osmanlı’nın güçlü olduğu hengâmda fazla varlık gösteremeyen bu klik (clique), devletin yıkılış döneminde hayli aktif rol oynamış, Selanik’i üs olarak kullanmış, İttihat ve Terakki Partisi’nde aktif rol oynayan Maliye Nazırı Cavit Bey gibi kişileri yetiştirmiştir. 31 Mart Vak’asını bastırmak üzere payitahta yürüyen “Hareket Ordusu” Selanik’ten yola çıkmıştır.

İki kimlikli, esrarlı, güçlü ve etkin olan İspanya göçmeni Sabetaycıların etkinliği yakın geçmişte de devam etmiştir. 28 Şubat 1997 Post-modern Darbesi’nin baş aktörlerinden üç kişinin Sabetaycı olduğu efkâr-ı umumiyenin malumudur. Bundan da öte, yakın geçmişte bu klikten bir kişi Kürt Açılımı/Çözüm Süreci’nde akil adam olarak görev yapmıştır.

Sonuç olarak, 150 bin kişilik bir göçmen kafilesi olan İspanya Yahudisi Sebataycılar, yıllar içinde etkinliğini artırmış ve devletin önemli sinir merkezlerine etki eder hale gelmiştir. Sefarad Yahudilerinin Osmanlı topraklarına getirilmesi küçücük bir azınlığın bir devleti nasıl etkileyebildiğinin en bariz örneğidir.

Bugün düzensiz göç dalgalarının Türkiye’yi kasıp kavurduğu bir ortamda, bu göçlerin Türkiye’yi etkilemeyeceğine inananların küçük bir kafilenin ülkenin yönetimini yönlendirmede ne kadar etkin hale gelebildiğini görmesi gerekir.

Dün savaş saikiyle Suriye’den gelen göçmenler, bugün ABD yanlısı ve teokratik yönetimden kaçan Afganlar… Yarın başka göç dalgalarının yaşanmayacağının garantisi var mı?

Farz-ı muhal, Yunanistan’da iç karışıklık olursa, 10 milyon Rum’un etkisi veyahut İran’da iç karışıklık olursa 20 milyon İranlı’nın ülkeye gelmesiyle Şiileşme temayülü.

Sadece sınırlarımızdaki ülkelerden değil, dünyanın öbür ucundan göçmen kafilelerinin sınırımızı kolayca aşarak ülkemize yerleşmesini sadece mevcut siyasi iktidarın göçmen politikasındaki öngörüsüzlüğüyle mi izah edeceğiz, yoksa ABD merkezli politikaya teslimiyetle mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.