Oku ve Kendi Gözünle Gör

Milyonlarca paraya alınıp satılan tarihi eserler, bu değerlerini altın, gümüş, platin olmalarından kazanmazlar.
Maddi değeri beş lira bile etmeyecek bir tarihi eserin ana maddesi, el kadar bir bakır parçası olsa da, yapımcısına ve tarihine göre değer kazanır.
Beş lira etmeyen o bakır parçası, yapımcısının imzasıyla beş milyona bile gidebilir.
Müzayedede, 450 milyon dolara satılan “Salvatora Mundi” tablosu, değerini kâğıt/bez, boya ve çerçeveden değil, ressam Leonardo Da Vinci’den alır.
Kim yaparsa yapsın, nereye asarsa assın veya dikerse diksin, insanın yaptıkları, yerinden kalkamaz, hareket edemez, gülemez, ağlayamaz, sevemez…
Denizlerin, yıldızların, çiçeklerin, böceklerin, taşların, kuşların kendisi için yaratılan insan ise, Allah celle celalühün yarattığıdır.

İnsan, yürür, oturur, güler, ağlar, sever, verir, okşar, gönül alır, gönül verir, yapar…
Tarihi eserler bulunduğunda arkeologlar onları en yumuşak fırçalarla temizlerler.
Bir tarihi eserin üzerinde en ince bir çizginin kaybolmaması için hassas fırçalarla, ince dokunuşlarla temizleme işini yaparlar.

İnsan ise Rabbimizin eseridir.
Tenimiz bu güne ait olsa da tenimizin taşıdığı canımız/ruhumuzun yaşını bilecek durumda değiliz.
Canımızı tenimiz mi taşır, yoksa tenimizi canımız mı taşır onu da bildiğimiz yok.
Biz, bu ten ve canın birlikte oldukları dönemden sorumluyuz.
Halik, Bari’ ve Musavvir Rabbimizin, yarattığı insanın bir tek çizgisine zarar vermemeye dikkat etmeliyiz.
O dört yüz milyon dolarlık tabloya, bir tek çizik atarsanız değeri sıfıra inebilir.
İnsanın da tenine ve canına bir tek çizik atmamaya dikkat etmeliyiz.
Hani “karizmayı çizdirme” var ya işte biz, hiçbir insanın tenine çizik atmadığımız gibi karakter ve karizmasına da çizik atmayalım.

En pürüzsüz yüze bakarken hayran olursunuz.
Ama o pürüzsüz yüze megapikseli çok yüksek bir fotoğraf makinesiyle baksanız, yakından fotoğrafını çekseniz ve onu büyütseniz, o pürüzsüz yüzde nice dağlar, dereler, tepeler, çukurlar, noktalar, taramalar ortaya çıkar ve onların birleşiminden güzellik oluşuyor.
Kimsenin ince sırlarına bakmayınız. Mesafeniz olsun. Kendiniz rahatsız olursunuz.
Rabbimiz, topraktan sebze ve meyveleri yaratıyor, toprağı ota, koyunda ete dönüştürüyor, ot ve et bizde tene dönüşüyor ama can olmayınca ten hareket etmiyor.
Can çıkıverdiğinde ten, yerinden kalkamıyor.
Topraktan gelen tenimizin gıdası yine topraktan geliyor.
Canımız Rabbimizden geldiğinden gıdası topraktan gelmiyor.
O gıda Rabbimiz tarafından, Cebrail aracılığıyla Sevgili Peygamberimize Ramazan ayının Kadir Gecesi’nde indirilmeye başlanan Kur’an-ı Kerim’in ayetleridir.
6236 ayettir.

Tabiattaki bin bir çeşit sebze ve meyvelerin insana faydalı olduğu gibi,
Eczanedeki binlerce ilacın dertlerimize derman olduğu gibi,
Kur’an ayetleri de her çağın dertlerine derman olmak üzere indirilmiştir.
“1400 yıl önce inmiştir o zamana göre iyidir ama bu zaman göre değil” deme.
İçtiğin suyu Hazreti Adem de içiyordu.
Aldığın havayı Hazreti Havva da soluyordu.
Haydi su ve hava için de “zamanı geçmiş” de bakayım.
Rabbimizin yarattıkları ve indirdikleri kıyamete kadar her çağda her ırk ve renkten insanın ihtiyacını karşılamak için yeterlidir.
“Kur’an’da ne var?” deme.
Oku ve ne olduğunu kendin gör.
İnkârcı kâfirin gözüyle bakma Kur’an-ı Kerim’e.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.