Son kale, kayınvalide…

Efsane kadın vefat etti. Çocuklarımın, torunluğu bitti. Bizlerin de evlatlığı onun gidişi ile nihayetlendi. Başımızdaki sonuncu çınardı.

Sırtımızı yasladığımız güvenli kale, sağlam burçtu.

Hayatı efsane idi.

Zira o bir Kur’an sevdalısı, namazın kara sevdalısı idi.

Hiç sevdiği yemek yoktu, ilaçlarını içecek kadar çok az yerdi, zikirle doyardı.

En sevdiği yer, tatil yerleri, güzel manzaraları seyirlik terasları, kameriyeler değil; öğrencilerine Kur’an öğrettiği yerdi.

İzmir’in sıcağında herkes deniz kenarında iken o sahillere adım atmadı.

O bunaltıcı yaz günlerinde evinin salonunda yüz kişiye yakın kadın, genç kız, çocukları okuturdu.

Sevdiği giysi de yoktu.

Bir iki sade elbisesi vardı, onlarla yetinirdi, durumu iyiydi inadına almaz israfa girmez, bizlerin aldıklarını da hemen ihtiyaç sahiplerine gönderirdi.

Çok önemli özelliklerinden biri cömertliği idi.

Eşinin maaşını ya da evinin kirasını aldığında eve sokmadan yoksullara gönderir, onlara yiyecekler alır dağıtır, çok sevdiği hayır işlerini yaparken bir çocuk gibi mutluluktan uçardı.

Öğrencileri bazen kırsal kesimin hanımefendileri, hiç okula gitmemişler, Türkçe bilmemekteler, ya da yaşlılar anlamaları kıt olurdu, sabırla saatlerce onlara kutlu Kur‘an’ı öğretirdi.

Hatta bazen başka hoca hanımlar sorarmış, onun kerim kitabı öğrettiği kadınlara kaç ay emek verip muvaffak olamadıklarını, Kezban Hoca’nın bunu nasıl başardığı meraklarını celbedermiş.

Yaz Ramazan.

Hastalıklarına, ağır şeker sıkıntısına karşın oruçtan vazgeçmezdi.

Teravihler, cami gezileri, Sakal-ı Şerif ziyaretleri organize ederdi.

Uyumazdı, mukabelesi, cemaati, Cuma toplantıları, vaazları eksik olmazdı.

Komşu şehirlerde, ya da yurt dışında talebelerine rastlardım.

O efsane kadının, Kezban Hoca’nın gelini olduğumu duyanlar sevinçten çığlık atarlardı.

Ondan insan sevgisini öğrendik.

Misafire çok hürmetliydi, en ağır yemekleri yapar, her türlü ikramı hazırlardı.

Cenaze yıkayıp geldiği gün sorardık: “Nasıldı cenaze, korktun mu mevtadan, trafik kazası geçirmişti, yaraları ağırdı” diye.

Bir melekti, diye anlatmaya başlar değil menfi bir söz etmeyi cenazenin güzelliği ve kerametleri ile bizleri şaşkına çevirirdi.

Hayatında en değerli kişi kayınpederimdi.

Birbirlerine yaman bir sevda ile tutkundular.

Kayınpederimin ona daha çok vurgun olduğunu sanırdım.

Fakat kayınvalidem onu kaybettikten sonra bir daha eski sağlığı kalmadı.

Gün gün geri gitti.

Geceleri namaza kalkar, “Haydi hafızım geldin mi, teheccüdümüzü kılalım” diye gece rahmetli eşiyle konuşmalarını duyardık.

Yaşlandıkça sevdası, hasreti arttı.

Miraç Kandili günü bizleri beklemeden kandillerimizi kutladı, cemaatini aramış herkese güzel dualar etmiş.

“Aaa annecim, ben arayacaktım mahcup oldum şimdi” dediğimde, gülerek, “Ben sevap almayayım mı yavrum” diye cevap verdi.

Öğlene doğru rahatsızlanmış.

Evlatları hastaneye götürdüklerinde beyne pıhtı attığını söylemiş doktor.

50 gün yoğun bakımda yattıktan sonra önceki gün emaneti teslim etti.

Çok sevdiği Rabbine kavuştu.

Biz razıyız Rahman da razı olsun inşallah.

Rabbim sayılarını artırsın.

Mekânı cennet olsun.

Kıymetli okuyucularımdan Salihat-ı Nisvan’dan olan kayınvalidem için dua istirham ederim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.