Yetkililerden “kucaklayıcı söylemler” duymaya o kadar hasretiz ki
Ne kadar acıdır ki karşı karşıya bulunduğumuz felaketler bile “kucaklayıcı söylemlerle” hitap etmemizi sağlayamıyor
Hâlâ birbirimizi dışlıyor ve kamplaştırıyoruz
Sonra da üslubumuza hiç dikkat etmeden herkesin bizimle aynı şeyleri düşünmesini bekliyoruz.
Bu nasıl mümkün olur?
Mesela son deprem felaketinde yetkililerden şöyle bir çağrı duymuş olsaydık:
“Temel abi, Bay Kemal, Meral Hanım. Ahmet, Ali, Gültekin gelin hep birlikte önce karşı karşıya kaldığımız bu felaketi aşalım. Siyasi mücadelemize daha sonra yine devam ederiz.”
Evet, böyle denilmiş olsa fena mı olurdu?
Böylesine kucaklayıcı bir söylem, aramızdaki sorunların aşılmasına yardımcı olur muydu, olmaz mıydı
Ya da yaşadığımız deprem felaketinin acısını bizlerle paylaşmaya gelenleri kovmaya kalkışacağımıza, ne işiniz var burada diye soracağımıza, hoş geldiniz deyip kendilerine teşekkür etsek nasıl olurdu?
Bizim örfümüzde, bizim töremizde yardıma gelen insanların hakarete uğradığı nerede görülmüştür?
En çok kızdığımız insanlara bile felaket günlerinde yardımımıza koştukları için teşekkür edilmemiş midir?
Aradaki buzlar eriyip gitmemiş midir?
Ama maalesef ne böyle bir çağrıya tanık olduk ne de böyle bir teşekküre tanık olduk
Peki neye tanık olduk?
Yine dışlayıcı üslup kullanıldı!
Yine kamplaştırıcı, yine kutuplaştırıcı üsluplar hitap tarzlarımıza hâkim oldu!
Yardıma gelen insanların şov yaptıklarının iddia edilip ajan ilan edilmelerine tanık olduk
Evet, kucaklayıcı bir söyleme hasret kaldık. Kucaklayıcı bir üsluba o kadar muhtacız ki!
Yetkililer muhalefetten yakınıyorlar
Muhalefetin olumsuz davrandığını ileri sürüyorlar.
Tamam, dedikleri gibi olsun ve muhalefet olumsuz bir tavır sergilemiş olsu
Şayet yetkililer bu dönemde kucaklayıcı bir söyleme sahip çıksalardı muhalefetin olumsuz davranışlarını ezip geçerlerdi.
Ama şimdi bu konuda kendileri zor günler yaşıyorlar.