İnsanlık büyük dertler ile yüz yüze. Zaman zaman irili ufaklı olabiliyor. İnsan her zaman ve durumlarda bu gibi şeylere hazırlıklı olmalı. Neyin nerede ne zaman gelip insanı bulacağı bilinmez. Kimi belirtilerle kimi de anlık oluşur. Büyük deprem bunların üzerine geldi ve çok da ağır oldu. İlâhi bir oluş. Bu oluşun, önüne elbette ki geçilemez. Asıl bunu ağırlaştıran birkaç yönüyle insan, yani insanın kendisi. Bir dert yerden gelir, fakat bu başkalarıyla da buluşunca katmerleşir. Altından kalkılamayacak kadar da ağır gelir insana. En zor olanı da bu acılığı ve ağır zamanlarda insanın insana yaptıkları.
Kimi hastalıklar var ki, nereden nasıl gelir insanı bulur bilinmez. Zamanımızın en yaygını ve ağır olanlarından biri kanserdir. Çok da sinsidir. Bir anda gelir insanı bulur bir yerde çıkar, onun karşısında ne yapılacağı bilinmez. İnsan onun karşısında bütün olanaklarını deniyor, bir kısmının üstesinden geliyor, kimi zaman da üstesinden gelinemiyor. İnsan bu ağır sürece kendisini yavaş yavaş alıştırıyor. Çünkü bu gibi durumların üstesinden gelebilmek için sabır, irade ve çaba gerekiyor.
Depremler yerin merkezinden, altından gelir. İnsan ise onun üzerindedir. Tedbirli olunduğunda bu büyük oluşlar karşısında daha hafif atlatılabilir.
Şu acılı zamanda insanlar kendi acılarıyla iken ve çok da duyarlı bir dönem iken kimi kurtlar insanın içini ve ruhunu kemiriyor. Kurtlar da çeşitlidir. Kimileri var ki, kitapların içine girer, bir kitabı delik deşik eder de farkına varılmaz. Kimi kurtlar var ki ağaçları ve kimi nesneleri deler, kemirir ve çürütür.
Asıl tehlikeli olan ve insana ağır gelen de insanın kendisi. Yani kurt insan. O azı dişlerini gösterince karşısındakinin kanını emecek kadar ürkütücü ve korkutucu olur. Sadece onunla kalınsa insan bir bakıma korunur, sakınır ve uzak durur. Kimileri var ki en olmadık anda insana çok vahşi bir saldırıda bulunur.
Deprem olmuş, insanlar acılarıyla, ne yapacaklarını hem bilememe hem de bu büyük oluş karşısında hem tevekkül hem de bir teslimiyet içinde. Ne ki insanları rahat bırakmıyorlar. Kitleleri de o kanlı dişleri ve yırtıcı bakışlarıyla harekete geçiriyorlar. Vahşet onların bakışında çok masum ve haklıdır.
Spor, spor olmaktan çıkar. İnsanlar belki de biraz bu acılarından dertlerinden uzaklaşmak için spora yönelir, onunla avunur. Ana ne yazık ki ona da fırsat vermiyorlar. Sahnede, stadyumlarda onlar masum eğlencelerinde iken gladyatörlerini onların üzerine salıyorlar. Onlar hem savunmasız hem de yalnız.
Milletimizin başının belası olan ırkçı faşizm depremlerde, acılı günlerde bile durmuyor. On ilde yaşanmış olan bu büyük felâket insanlık için de bir sınanma ve sınav gerekçesidir. İnsanın insanla sınandığı bir gerekçe.
Dolandırılıcıları, hırsızları, kapkaççıları onların üzerine abanır. Zaten onların daha büyükleri önceden malzemelerden, işçiliklerden, emek ve terlerden çaldıklarından insanların haklarına girmiş olan büyük dolandırıcılardır. Karnı doymayan açlar hiçbir boşluğu kaçırmaz, o zamanlarda bile saldırır.
Asıl üzeni, bölgenin insanı alabildiğine acılı. Bu acının üzerine daha can yakıcı acımasız saldırganlıklarından geri kalmazlar. O zaman bile ne o ırkçı ve saldırgan dillerinden ne de saldırılarından vazgeçerler.
Mazlum, çaresiz ve mağdur insanların üzerine gitmekten de ne sakınırlar ne de çekinirler.
Allah’ın gazabı çok daha ağırdır. Bu, belki o an için tecelli etmez ama zamanı gelince mutlaka hak yerini bulur. Çünkü bu insan ve kul hakkıdır. O acılı insanlar haklarını helal etmedikçe ondan asla kurtulamazlar. Bir spor karşılaşması için o vahşi gladyatörlere saldırtılır, onlar hiçbir şey olmamış gibi ellerini kollarını sallaya sallaya gezinirler. Öz evlalarını katletmekten kaçınmayanlar bunu başkalarına hayda hayda yaparlar. Merhamet de bir Allah vergisidir.