Suçlamalar somut delillere dayanmıyordu

Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın Kurucu Başkanı Alparslan Kuytul, Millî Gazete’ye konuştu.

Yaklaşık 2 yıl boyunca terör örgütü üyeliği, suç örgütü kurmak gibi ağır suçlardan yargılanan ve geçtiğimiz günlerde tahliye olan Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın Kurucu Başkanı Alparslan Kuytul, Millî Gazete’ye konuştu. Tutuklu kaldığı iki yılın detaylarını anlatan Kuytul, “Bu süreçte en büyük destek Saadet Partisi camiasından geldi. Genel Başkan Temel Karamollaoğlu Beyefendi’ye ve ayrıca Millî Gazete’ye çok teşekkür ederim” dedi.

Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın Kurucu Başkanı Alparslan Kuytul’un 22 aylık tutukluluk süreci geçtiğimiz günlerde son buldu. Hukuksuz bir mahkeme süreci geçiren Kuytul, çelişkili suçlardan yargılanmıştı. Terör örgütü üyeliği, suç örgütü kurmak gibi ağır suçlardan tahliye olan Kuytul, 2 senelik hapishane hayatını ve yargılanma sürecini Millî Gazete’ye anlattı.

“BİZİ TERÖRİST GİBİ GÖSTERMEK İSTEDİLER”

30 Ocak 2018’de şafak operasyonu ile gözaltına alındınız. Neler yaşadınız?

Sabahın beşinde evin etrafında TOMA’lar, akrepler, uzun namlulu silahlarla onlarca maskeli Özel Harekât polisleri vardı. Hâlbuki operasyondan birkaç gün önce Adana Adliyesi’ne ifadeye çağrılmıştım ve gidip ifademi vermiştim. Çağırsalardı, yine gidip ifade verirdim. Ben bir hocayım, bana bu şekilde operasyon yapılmasına gerek var mıydı? Bir teröristin evini mi basıyorsunuz? Amaç, bir terör hücre evini basıyormuş gibi hava estirmek, beni ve Furkan Vakfı’nı itibarsızlaştırmaktı. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Adana TEM, Adana KOM, Mersin ve Sakarya emniyetlerinin lehimize raporları olduğu halde böyle bir baskın düzenlendi. Çünkü bizimle uğraşan gücün hedefi bizi terörist gibi göstermek, toplumda böyle bir algı oluşturmaktı. On gün emniyette kaldık. İlk günlerde ifade alabilirlerdi ancak böyle yapmayıp son gece yatsı namazından sonra sabaha kadar ifade aldılar. 25 kişiydik ve sadece benim ifadem yaklaşık 40-50 sayfaydı. Diğerlerinin ifadesiyle toplamda 700-800 sayfa... Zannederim ifadelerimizi ve emniyetin hazırladığı fezlekeyi öğlene doğru adliyeye götürdüler. Saat 14.00 gibi mahkeme başladı. Hâkim 700-800 sayfayı bu kadar kısa sürede gerçekten okudu mu? Hâkim dosyayı bilmediği ve okumaya bile fırsat bulamadığı halde neye göre tutuklama kararı verdi? Bu tutukluluk kararı üzerine 9 ay yatırdıktan sonra mahkemeye çıkardılar. Terör dosyasından 9 ay sonra, suç örgütü dosyasından da 12 ay sonra mahkemeye çıktım, yani kendimi bir sene sonra savunabildim. Her iki dosyadan da ilk duruşmada bütün baskılara rağmen tahliye oldum. Bu durum her iki dosyanın da içinin ne kadar boş olduğunun, iftira ve varsayımlara dayandırıldığının, tutuklamanın somut delillere dayanmadığının ve siyasi sebeplerle yapıldığının delilidir.

“TUTUKLU YARGILANMAYI GEREKTİREN BİR SEBEP YOKTU”

Tutuklu yargılanmanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında tutuklu yargılanmayı gerektiren bir sebep yoktu. Çünkü tutuklu yargılanma, delillerin karartılma tehlikesi veya kaçma şüphesi olduğunda ve isnat edilen suç ile ilgili somut deliller bulunduğunda başvurulan bir tedbirdir. Bize isnat edilen suçla ilgili ne bir somut delil ortaya konulmuş, ne bizden şikâyetçi olan birisi bulunabilmiş ne de aleyhimize bir şahit mevcuttur. Kaçma şüphesi zaten söz konusu değildir. Sabit ikametgâhım vardır. Tanınıyor olmam ve internette bu operasyonla ve bizimle ilgili birçok haber ve fotoğrafların olması sebebiyle kaçmam mümkün değildir. Delillerin karartılması konusuna gelince zaten tüm deliller şafak operasyonu ile toplanmış ve toplanmayan delil bırakılmamıştı. Daha sonrasında da yeni bir delil bulunup dosyaya eklenmiş değildir. İslam fıkhında da tutuklu yargılama çok az başvurulan bir yöntemdir. Şimdiki modern hukukta da öyledir. Siyasi davalarda talimata göre davranıldığı için bu yola çok fazla başvurulmaktadır. Adaletin olduğu ülkede önce suçun delilleri olur, sonra kişiye kendisini savunma hakkı verilir. Sonra suçlu ise tutuklanır. Adaletin olmadığı ülkede ise kişi önce tutuklanır, sonra suç uydurulur, daha sonra ise kişiye kendini savunma hakkı verilir. Savunma hakkı bazen bir yıl, bazen daha uzun süre sonra verildiği için kişi o vakte kadar suçsuz da olsa tutuklu kalmış olur. Bana yapılan da buydu.

“YUKARIDAN TALİMATLAR GELDİ”

Emniyet mensuplarının veya cezaevi personelinin tavrı nasıldı, kötü muamelelere maruz kaldınız mı?

Hayır, gerek emniyette gerekse cezaevinde kötü bir muameleye maruz kalmadım. Saygılı davrandılar, hatta ben Bolu Cezaevi personeline, ‘Eğer çıkarsam konferans yapma veya televizyon programına katılma gibi bir ortam olursa sizlerden memnun olduğumu orada da söyleyeceğim’ demiştim. Bana yapılan birtakım haksızlıklar vardı; bir dönem telefon ve spor hakkının iptali, sohbet hakkının verilmemesi, televizyonun bir müddet verilmemesi, avukatla görüşümün kısıtlanması ve en önemlisi ise yaklaşık 13,5 ay tek bırakılmam, bir nevi tecride maruz kalmam. Ancak bunların çoğu yukarıdan gelen talimatlarla oldu. Cezaevi müdürleri de o günlerde bunu ifade etmişlerdi.

“TAM ANLAMIYLA SAVUNMA YAPMAMA MÜSAADE EDİLMEDİ”

Mahkeme heyetinin tavrından bahseder misiniz, bu konuda neler yaşadınız?

Dosya ikiye ayrılmıştı, her iki mahkemede de önceleri savunma hakkım için çok yeterli olmasa da önemli noktaları söyleyebileceğim kadar savunma hakkı verilmişti. Fakat daha sonraları eksik kalan yerleri tamamlamak için savunma yapmak istediğimde sürekli kısıtlama ve sözümün kesilmesi ile karşılaştım. Bir an evvel bitirmem isteniyordu, savunma hakkım ihlal ediliyordu, rahat konuşmama müsaade edilmedi. Bu kısıtlamanın önemli bir sebebi şudur: Mahkeme salonunda bulunan bazı arkadaşlar, savunmam sırasında söylediğim cümleleri not edip sonrasında yayınlamışlar. Zannedersem bu cümlelerimdeki hakikatler bazılarını rahatsız etti. Mesela ben orada, “Kral çıplaktı, ben de krala çıplak dedim” deyince, arkadaşlar bu sözümü yazmış ve yayınlamışlar. Tabii bu, birilerinin kulağına gitmiş olmalı ve baskı ile savunma hakkımın kısıtlanmasını sağladılar. Hâlbuki sözümde suç teşkil edecek bir şey yoktu ve dolayısıyla savunma hakkım elimden alınmamalıydı. Maalesef iki mahkemede de aynısı yapıldı, tam anlamıyla savunma yapmama müsaade edilmedi, hatta 6 Eylül 2019’daki duruşmada bir kelime dahi konuşturmadılar.

“BİZİ SEVEN ÖĞRENCİLERİN EVLERİ MÜHÜRLENDİ”

Furkan Vakfı’na ait kaçak yurtlar olduğu iddiasıyla öğrenci evlerinden kapatılanlar oldu, öğrenciler sokakta kaldı. Bu konuda neler söylersiniz?

Vakfa ait yurdumuz yok, bizi seven öğrencilerin kaldığı öğrenci evleri var. Onların evlerini yurt kapsamına aldılar, hepsini mühürlediler. Bunu sırf bu talebeler bizi seviyorlar, bizim derslerimize katılıyorlar diye yaptılar. Kaçak yurt iddiasıyla vakfa toplam 240 bin TL civarında ceza kestiler. Vakfa atanan kayyım bile buna itiraz etti. Milli Eğitim’in gönderdiği memurlar yaptıkları inceleme sonucunda bu evlerin öğrenci evi olduğuna dair rapor hazırladılar ve bu rapor mahkeme heyetine sunuldu. Böylece buraların yurt değil, öğrenci evi olduğu ispat edildi. Aslında operasyondan önce de yine aynı iddia ile bu evlere iki defa teftiş yapılmış ve İlçe Milli Eğitim ikisinde de bu binaların yurt değil, öğrenci evi olduğuna dair rapor vermişti. Buna rağmen gelip bu binaları mühürlemişlerdi, kayyımın itiraz etmesi ile 3. kez incelemeden geçti ve yine aynı rapor sunulduğu için mahkeme buraların öğrenci evi olduğuna ve yurt olmadığına karar verdi, kesilen para cezalarını iptal etti ve iddianamenin o kısmı tamamen çöktü.

“MAKBUZLARI BİLE BİLE İFTİRA ATTILAR”

30 Ocak 2018 operasyonu esnasında vakfın kasasından bir miktar para çıkmıştı, bu paraların makbuzunun olmadığı iddia edilmişti, mahkemede bu konuda yaptığınız savunma hakkında bilgi verir misiniz?

Vakfın parası vakfın kasasından çıktığı halde sanki evlerimizdeki ayakkabı kutularından çıkmış gibi bir muameleye maruz kaldık. Bunların makbuzunun olmadığı iddia edildi, hâlbuki yapılan aramada bu paraların makbuzları bulunduğu halde bile bile iftira attılar. O makbuz sahiplerini 2 sene sonra mahkemeye çağırıp dinlediler. Hâlbuki bunu ilk duruşmada yapmaları gerekirdi. Hatta savcılık aşamasındayken bu kişilere sorulabilirdi. Ama o zaman operasyon tamamen çökecek, mahkeme başlatılamayacak ve bizi tutuklayamayacaklardı. Ondan dolayı sormadılar. Çünkü operasyon kasadan çıkacak paraların makbuzu olmadığı tezi üzerine bina edilmişti. Bir yerlerden iki sene hapiste tutulmam talimatı verilmişti. Beni 2 sene hapiste tutabilmek için bağış yapanları ilk zamanlar mahkemeye çağırmayıp 2 sene sonra çağırıp dinlediler.

“BİZİM İÇİN HER YER VAKIF”

Adı “Furkan” olan dernekler kapatıldı ve derneklerin malları satıldı veya devredildi. Hatta vakfınıza da kayyım atandı ve mahkemesi devam etmektedir. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Furkan dernekleri son KHK ile kapatıldı, Furkan Vakfı ile ilgili durum ise mahkemede... Bana dokuz dava, vakfa iki dava açtılar. Onların biri vakfın eski yönetimiyle ilgili, diğeri de yeni yönetim ve vakfın kapatılması ile ilgili. Vakfın kapatılması davası asıl dosyayı ele alan 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vereceği karara bağlı. Bu davanın sonucuna göre karar verileceği kanaatindeyim. Eğer beraat çıkarsa vakıf kapatılmaz. Onlar vakıf binasını kapattı, faaliyet yapılamaz hale getirdiler ama çok şükür, biz hizmetlerimizi kapatmadık. Biz, vakıf yokken de vardık. Biz İslamî çalışmalara evlerde, sokaklarda, kitabevlerinde, çayhanelerde, camilerde başladık. Dolayısıyla vakfı kapatırlarsa da biz hizmetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bizim için her yer vakıf.

“KARAMOLLAOĞLU, HER İKİ TAHLİYEDE DE BENİ İLK ARAYANLARDAN”

Bu süreçte size özellikle siyasi partilerden destek verenler oldu mu?

Bu süreçte farklı çevrelerden destek verenler oldu. Dosyanın siyasi olduğunu ve bu operasyonun susturmak amaçlı yapıldığını milyonlarca insan anladı. Bu süreçte en büyük destek Saadet Partisi camiasından geldi. Saadet Partisi’ne ve Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu Beyefendi’ye, Millî Gazete yöneticilerine ayrıca teşekkür ederim. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu Beyefendi her iki tahliyede de beni ilk arayanlardandır.

“MİLLÎ GAZETE’YE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM”

Son olarak neler söylersiniz?

Cezaevindeyken gazetenizde bizimle alakalı haberler yaptığınızdan haberdar oldum. Millî Gazete olarak mahkeme sürecimizle yakından alakadar olduğunuzu biliyorum. Millî Gazete’ye çok teşekkür ediyorum, okuyucularına da sizin vesilenizle selam ediyorum. İlginizden dolayı Allah razı olsun. Bize yapılan zulmün daha büyüğü yıllar içerisinde rahmetli Erbakan Hoca’ya ve dava arkadaşlarına da yapılmıştı. Zulme uğrayanların halini de zulme uğrayanlar anlar. Saadet Partisi ve Millî Gazete camiası benzeri zulümlere uğramışlardı, o sebeple bizi en iyi anlayanlardan biri de sizler oldunuz. Allah razı olsun. Millî Gazete okurlarına selamlarımı iletiyorum.

14 Oca 2020 - 16:03 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yenidevir Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yenidevir Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.