Barbar Avrupa'nın son soykırımı: Srebrenitsa

1992 yılının ilkbaharında bilge lider Aliya İzzetbegoviç önderliğinde hürriyetine kavuşan Bosnalı Müslümanlar, özgürlüğün tadını daha alamamışken, kendilerini savaşın eşiğinde buldular..

Büyütmek için resme tıklayın


Tarih 1990’lı yılların başını gösterirken dünya yeni büyük bir değişimin doğum sancısını veriyordu. Çeyrek asırdır süren ‘’Soğuk Savaş’’ bitiyor, iki ideolojik kutuptan biri olan komünist blok çöküyordu. Bu durumu önlemek niyetinde olan komünist rejimlerin liderleri insanların özgürlük isteklerini kanla boğmaya çalışıyordu. Tüm çabalara rağmen demir perde kalkıyor, her biri ayrı bir korku kalesi olan Marksist rejimler tek tek düşüyordu. Bu dağılan rejimlerden biride Avrupa Kıtasındaki en büyük komünist ülke olan Yugoslavya’ydı.

 Kazım Kazımov / Azerbaycan 


20. yüzyılın eli kanlı diktatörlerinden Josip Tito’nun kurduğu bu totaliter rejim de tarihin akışı içinde eriyordu. 1980’li yıllardan itibaren ülke içerisinde baş gösteren ekonomik bunalım ve yönetimin uyguladığı aşırı milliyetçi politikalar sonucu çıkan iç çatışmalar Yugoslavya’nın dağılması prosedürünü daha da hızlandırdı…


1991 yılından itibaren Yugoslavya’yı oluşturan 5 cumhuriyet bağımsızlığını ilan etmeye başladı. Bağımsızlığını ilan eden cumhuriyetlerden biri de Osmanlı’nın Balkanlarda adeta son manevi mirası olan Bosna Hersek Cumhuriyeti’ydi. 1992 yılının ilkbaharında bilge lider Aliya İzzetbegoviç önderliğinde hürriyetine kavuşan Bosnalı Müslümanlar, özgürlüğün tadını daha alamamışken, kendilerini savaşın eşiğinde buldular.

SIRPLAR VE HIRVATLAR SOYKIRIM YAPTI

Sözde ‘’Büyük Sırbistan’’ ve ‘’Büyük Hırvatistan’’ hayalleriyle yanıp tutuşan Sırp ve Hırvat çeteler, 1992 yılının Nisanında kuzgun gibi Bosna’ya saldırmaya başladı. Uluslararası silah mafyalarıyle çalışan bu çeteler Bosnalı Müslümanlara karşı olmazın vahşetle saldırıyordu. Balkanlar da bir savaş yaşanmıyordu, adeta bir halka karşı soykırım yapılıyordu…
Irkçı çetelerin tüm çatışmalarına rağmen, ellerindeki az silah ve mühimmatla mücadele veren, Bosnalı Müslümanlar, dillerindeki özgürlük nağmeleri ve kalplerindeki iman gücüyle savaşıyor, işgale direnmekle kalmıyor, Avrupa kıtasında adeta yeni bir zafer destanı yazıyordu.


1992 yılında başlayan savaşta yıllar bir birini kovalıyor, takvimler yenilense de, Sırp ve Hırvat çeteler, istediğini alamıyor, Bosna’da yanan özgürlük meşalesini söndüremiyordu.
Üstelik Balkanlarda yaşanan insanlık dramı her geçen gün daha çok duyuluyor, işlenmiş cinayetler tek tek gün yüzüne çıkıyordu. Öte yandan başta Türkiye olmakla İslam coğrafyasının dört bir yanında Bosnalı mücahitlere gelen destek artıyordu.


Durum böyle olunca nihayet uluslararası kuruluşlar ve ‘’büyük’’ devletler araya girdi. Balkanlarda arabuluculuğu Birleşmiş Milletler üstlendi. Savaşın getirdiği yıkım ve tahribatlar sonucu Bosna’da sıcak çatışmalardan sonra en büyük sorun savaş alanlarından insanlardı. Ülkede savaş mağduru olan milyonlarca göçmen vardı. BM 1993’te yüzbinlerce savaş mağdurunun yaşadığı çadır kentlerde 6 ‘’güvenli’’ bölge ilan etti. Bu bölgelere Birleşmiş Milletler ‘’barış’’ gücü birlikleri yerleştirildi.
Bu bölgelerde bulunan Müslüman direniş gruplarının ellerindeki silahlar garantör rolünü üstlenmiş BM güçlerince toplanıldı.
Takvimler 1995 yılının Temmuz ayını gösterdiğinde Avrupa kıtası, son asırda gördüğü en büyük katliamı yaşayacaktı. Temmuz’un başından itibaren elebaşılığını Radko Miladiç’in üstlendiği ‘’ Sırp Cumhuriyet Ordusu’’ isimli terör örgütü ve yine bir çok çeteler. 11 Temmuz’da BM’nin ‘’güvencesi ‘’ altında bulunan altı güvenli bölgeden biri olan Srebrenitsa şehrine saldırdı. Doğal nüfusu 25 bin olan şehir, savaş mağdurlarının gelmesiyle 60 binden fazla insan yaşıyordu.. Şehri son iki yıldır Hollandalı askerlerden oluşan 400 kişilik BM güçleri ‘’koruyordu’’. Sırp çeteleri saldırıya geçerken görevi şehri korumak olan BM güçleri çekilmiş, bölgedeki BM askeri komutanı Thom Karremants ise, saldırının başlamasından kısa süre sonra çekilen görüntülerde Mildiç’le kadeh tokuştururken görüntülenmişti.

Tam anlamda savunmasız bir haldeki şehre giren teröristler, yaşlı çocuk ve kadın demeden, önüne geçen gelen her kese saldırdı. Resmi verilere göre o gün Srebrenitsa’da 8373 kişi katledildi. Yine binlerce insan yaralandı, İşkenceye maruz kaldı. Bununla da yetinmeyen teröristler çok sayıda Müslüman kadının namusuna da el uzattı. Katliam sonrası cinayetlerini örtmek için teröristler, kentte büyük çukurlar kazarak katledilen insanları toplu mezarlarda defnetti. Kimlikleri tanınmasın diye cesetlere bile işkence yapıldı.

BATININ HİÇBİR ZAMAN UYGAR OLMADIĞI ORTAYA ÇIKTI

O gün insanlık tarihine bir kara gün gibi yazılırken aslında Bilge lider Aliya’nın dediği gibi ‘’Batının hiçbir zaman uygar olmadığı ortaya çıktı. Niye mi? Çünki, Srebrenitsa öncesi bile katliamlar yaşanırken Avrupa devletleri yanı başlarında yaşanan bu faciaları görmezden geliyordu. Srebrenitsa sonrası ise, canilere karşı ne tutarlı bir adım atıldı, nede olayın faillerine gereken cezalar verildi. Hatta o gün 60 binden fazla insanı teröristlere teslim eden Hollandalı komutan Karremant ülkesine döndükten sonra yarbaylıktan albaylığa terfi edildi.


Üzerinden 24 yıl geçmesine rağmen Srebrenitsa’da adalet yerini bulmadı. Üstelik bu katliamdan biz Müslümanlar yeterince derste alamadık. Alınsaydı Gazze’de, Arakan’da Afganistan’da ve daha nice Müslüman coğrafyalarda her ay her yıl yeni bir ‘’Srebrenitsa’’ tekerrür etmezdi. Merhum cennetmekan Sultan Abdülhamithan’ın dediği gibi tarih değil hatalar tekerrür eder’’. Dilerim bir daha Srebrenitsalar tekerrür etmez.

11 Temmuz 2019 - Dünya


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yenidevir Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yenidevir Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.