Azarlanmak

Abone Ol

 Nasıl yıkıcı, yıpratıcı duygu,

Çocukların travması.

Fakat en fazla yetişkinlerin acısı.

Asansördeki kadın yer oldu yerlere geçti.

Sanki kan kustu.

Eşi paylayarak, kadının kafasını duvarlara vurmadığı kaldı.

Etraftan baktılar.

Kafa salladılar.

Aslında adam öğretmendi,

Dışarıda arkadaşlarına ve öğrencilerine çok kibar davranırdı.

Fakat içeride çocukları için bir canavara dönüşürdü.

Kadın evdeki hakaretlere dayanıklıydı.

Fazla yıpratıcı bulmuyordu.

Fakat ille de dışarıda.

Etrafın bakışları altında adamın yıldırımlar yağdırması karşısında, yabancıların kendisine acıyarak bakmasına,

İşte o hayret ve merhamet dolu bakışlara hiç tahammülü yoktu.

Kadın da öğretmendi,

Aklı çıkmaktaydı bir tanıdık ya da öğrencisinin o paylama seansları arasında kendisini göreceğinden.

Ki bazen hastanede yakalanıyordu böyle arkadaş bakışına tam bağırtılar arasında şaşkına dönmüşken.

Eve döndüklerinde eşine anlatmaya çabalıyor, “Neden böyle yaptın arkadaşım gördü, çok utandım” demeye çalışıyor,

Adam pişkin, hatırlamıyor, “Ne zaman bağırdım ben” demekteydi.

Anne, kendi acılarını restore ediyordu lakin evdeki genç kız ve delikanlı iki evladına babanın kullandığı sert sözlerin, hakaretlerin açacağı travmadan dehşete kapılmaktaydı.

Yaşlı adam da o kadın gibi aynı hasarı taşımaktaydı yüreğinde.

Savaştan çıkmış gibi yorgundu.

Karşıki dağla göz göze geliyor,

Bahçede filizlenmiş ağaçlarla konuşmaktaydı.

Fakat neden unutmaktaydı sanki yaşamsal değerleri.

“Aklın nerede” diye bağıran oğlunun sesiyle irkiliyor,

Onun hiddeti ile iyice hareketlerinin intizamını şaşırmaktaydı.

Elleri titriyor, suyu döküyor, bardağı düşürüyordu.

Oğlu daha fazla kızıyordu, “Yine kimi taktın kafana, dön buraya, bana bak, yemeğine odaklan, üzerine dökme.”

Bu komutları algılayamıyor,

Sırasını şaşırıyor,

Bocalıyor,

Söylenenlerin içinden çıkamıyor,

En son yapacağı şeyi en başa alıyor,

Yemeğini yemeden, boynuna asılmış sofra bezini topluyordu.

Oğlu iyice çileden çıkıyordu,

“Baba zor taktım o bezi boynuna, niye çıkardın?”

Sadece sofra bezini değil, tuvaletini yaptığı bezi de bazen çıkarıp odanın ortasına bırakmaktaydı.

Oğlu ağlayarak bağırdığında, iyice beyninin hatları karışıyor, onun hıçkırıklarına anlam veremiyordu.

Acaba oğlu neden bu kadar sinirliydi,

Bir şey yapmıyordu oysa.

Uslu uslu oturmaktaydı.

Biraz daha az bağırsa,

Kendisini azarlamasa,

Böyle çocuk gibi paylamasa,

Zihnini toplayıp,

Belki de yanlış hareketler yapmayacaktı.